AZİZ NESİN VE BURSA

(İstanbul 1915 - Çeşme Alaçatı 1995) Türk mizahının dünyaca ünlü ustası. Yaşadığı dönemde "Çağdaş Nasrettin Hoca" sanıyla da tanındı. Asıl adı Mehmet Nusret'tir. Askeri öğrenim gördü; 1937'de Kara Harp Okulu'nu, 1939'da Askeri Fen Okulu'nu bitirdi. Üsteğmen rütbesinde iken "görev ve yetkilerini kötüye kullanmakTa suçlanarak silâhlı kuvvetlerden çıkarıldı. Kısa bir süre ticaretle uğraştı. Daha sonra gazetecilik ve yayıncılık yaşamına atıldı. Başlangıçta Yediğim, Karagöz ve Tan'da yazdı. 1946'da Türkiye'nin çok partili rejime geçiş sürecinde Marko Paşa adlı siyasal-mizah dergisini çıkardı. Bu dergi kapatılınca Malum Paşa, Merhum Paşa ve Ali Baba adlarıyla sürdürdü. 1950'li yıllarda takma adlarla Akbaba dergisinde; daha sonra Yeni Gazete, Akşam ve Günaydın gibi yayın organlarında yazdı 1956'da Kemal Tahir'le birlikte "Düşün yayınevi"ni kurdu, 1958-1963 yılları arasında bu yayınevini yönetti. 1962'de Zübük dergisini yayımladı; bu derginin yayımını yayınevinin yanmasına değin sürdürebilen.
Olağanüstü mizah yeteneği dolayısıyla büyük beğeni kazandı. Toplumsal olayları, bireyleri ve yaşanan olumsuzlukları büyük bir ustalıkla karikatürleştirerek sunabilmesi; devlet çarkının işleyişine ve bürokrasiye yönelik inceden veya kabaca alaylarıyla büyük okuyucu kitlesine hitap edebildi. Mizahı yalnız Türkiye ölçeğinde değil, uluslararası alanda da yankı buldu. Uluslararası sanat kurumları tarafından ödüllendirildi. Ne var ki savunduğu görüşleri dolayısıyla sık sık soruşturmalara uğradı, yargılandı, hapis ve sürgün cezalarına mahkûm edildi. Özellikle 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonraki dönemde, baskıcı rejime karşı direnişin öncüleri arasında yer aldı; yakın tarihimizde "Aydınlar Dilekçesi" adıyla yer alan, ölümlere ve işkencelere son verilmesi, hukuk düzeninin egemen kılınması için bir karşı çıkışı simgeleyen oluşumu örgütleyenler arasında bulundu. Bu dilekçe dolayısıyla Manisa'da verdiği söylevde kendisine ağır suçlamalarda bulunan 12 Eylül'ün Devlet başkanı Kenan Evren aleyhine dava açmaktan çekinmedi.
Günlük bir gazete çıkarmaya çalıştı, bu amaçla yaygın tabanlı bir ortaklık oluşturmaya çalıştı ise de başarı sağlayamadı. Öyküleri, romanları, siyasal içerikli yazıları ve katıldığı çeşitli toplantılarda yaptığı konuşmalarla, Türkiye'deki demokratikleşme savaşımına omuz verdi. 1972'de İstanbul Çatalca'da kurduğu vakıfla, yetenekli ama yoksul çocuklara eğitim olanağı sağladı. Yaşının ilerlemesine ve sağlığının bozulmasına karşın yazmayı ve demokrasi savaşımını sürdüren A, İ992'de geçirdiği bir kalp krizinin ardından "by-pass" ameliyatı oldu. 1993'te "Pir Sultan Abdal Kültür ve Sanat Etkinlikleri"ne katılmak üzere Sivas'a gitti. Öteki aydın ve sanatçılarla birlikte kaldığı Madımak Oteli, bir şeriatçı saldırıda yakıldı; kendisi bu saldırı ve yangından güçlükle kuıtarılabildi ise de olay 37 kişinin yaşamına mal oldu. Ölümünden çok kısa süre önce geçirdiği bir kalp spazmı nedeniyle yattığı hastaneden çıkışında, "Türkiye'nin içinde bulunduğu en büyük tehlike şeriattır, uyanın!" diyerek köktendinciliğe karşı yetkili ve yetkisiz herkesi uyarmaya çalıştı.
Yine bir söyleşi ve imza günü için gittiği Çeşme Alaçatı'da, 5-6 Temmuz 1995 gecesi kalp krizi sonucu öldü. Vasiyeti uyarınca, hiçbir tören yapılmaksızın ve gömüldüğü yer belli olmayacak biçimde İstanbul Çatalca'daki "Nesin Vakfı" bahçesinde toprağa verildi.
Kazandığı ödüllerden başlıcalari:
*    Kazan Töreni adlı öyküsüyle İtalya'da "Altın Palmiye Uluslararası Gülmece Yarışması Birincilik Ödülü" (1956).
*    Fil Hamdi Yakalandı adlı öyküsüyle ikinci kez "Altın Palmiye Birincilik Ödülü" (1957).
*    Vatani Vazife adlı öyküsüyle Bulgaristan'da "Altın Kirpi Birincilik Ödülü" (1966).
*    Üç Karagöz Oyunu ile "Karacan Armağanı Birincilik Ödülü" (1968).
*    İnsanlar Uyanıyor adlı öyküsü ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nde "Krokodil Birincilik Ödülü" (1969).
*    Çiçu adlı oyunu ile "Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü" (1970).
*    Asya-Afrika Yazarlar Birliği "Lotus Ödülü" (1975).
*    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı yapıtıyla "Madaralı Roman Ödülü" (1977).
*    Bulgaristan'ın Gabrovo kentinde iki yılda bir düzenlenen Gülmece ve Yergi Şenliği'nin Uluslararası Gülmece Kitapları Yarışması'nın büyük ödülü olan "Hitar Petar Ödülü" (1977).
*    TÜYAP'ın düzenlediği "Halkın Seçtiği Yılın Yazarı Ödülü" (1985 ve 1986).
*    Sovyetler Birliği Çocuk Fonu'nun vermeye başladığı ilk "Tolstoy Altın Madalyası" (1989).
Yapıtları: Memleketin Birinde (1953), İt Kuyruğu, Yedek Parça ve Fil Hamdi (1955), Damda Deli Var (1956), Gol Kralı Saitllop-saitve Bir Sürgünün Hatıraları (1957), Biraz Gelir misiniz (1958), Bir Şey Yap Met ve Mahmut ile Nigâr (1959), Zübük (1961), Toros Canavarı (1963), İhtilali Nasıl Yaptık (1965), Böyle Gelmiş Böyle Gitmez (1966-1972), Şimdiki Çocuklar Harika (1967), Çiçu (1970), Surname (1976), Yaşar Ne yaşar Ne Yaşamaz ve Poliste (1977), Yokuşun Başı (1982), Sondan Başa (şiir, 1984), Seviye On Ölüme Beş Kala (şiir, 1986), Soruşturmada (1986), Salkım Salkım Asılacak İnsanlar ve Maçinli Kız İçin Ev (1987), Nah Kalkınırız ve Korkudan Korkma(1988), Kendini Yakalamak (şiir, 1988), Rüyalarım Ziyan Olmasın (1990), Hoşçakalın (şiir, 1990).

Bursa sürgünü yılları
Aziz Nesin, 1948'de 4 ay 10 gün süreyle zoaınlu ikamete tabi tutulduğu Bursa'daki sürgünlük yaşamını, Bir Sürgünün Anıları isimli kitabında anlatır. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nca açılan dava sonucunda, daha o zamandan yeterince üne sahip olan yazar, neşir (basın) yoluyla "Türkiye'nin milli menfaatini" çiğnemekten sorumlu tutularak 10 ay hapis ve 4 ay 10 gün süreyle Bursa'da zorunlu yaşamaya mahkûm edilir. Yazara göre, yargılanıp hüküm giymesindeki etkenler hukuki değil, tümüyle siyasaldı ve esas olarak dönemin iktidarının, yayımlanmakta olan siyasal mizah dergisi Marko Paşa'yı susturmak istemesinden kaynaklanıyordu. Cumhuriyet gazetesinde yer alan "Amerika'nın hudutları Türkiye'den geçer" başlıklı bir yazıya yanıt vermek için hazırladığı bir broşür, Marko Paşa'daki eleştirilerini hoş görmeyenlere harekete geçmek için uygun fırsatı sağlamıştı. Yetkililer, broşür halinde basılmak üzere matbaaya teslim edilen ve ancak yarısı basılabilmiş durumdaki "Nereye gidiyoruz" başlıklı yazışma el koymakla birlikte, ceza davası açmaktan da geri kalmadılar. Bir süre gözaltında tutulup ifadesi alınan ve önce serbest bırakılan A, yargılama sonunda mahkûm edildi. Hakkındaki iddinameyi hazırlayan ve bir dönem okul arkadaşı olan askeri savcı, yazıda suç unsuru bulduktan başka, en az iki kişi tarafından okunduğunun da sabit olduğunu belirterek, bunun ağırlaştırıcı neden sayılması gerektiğini öne sürerek yazarın "22 yıl hapis'le cezalandırılması isteminde bulunmuştu. Ancak bu yazının ikinci bir kişi tarafından okunduğu mahkeme önünde kanıtlanamadı. Mahkemesine çağrılan matbaa müdürü Sacit Öget, yazıyı okumadığını beyan etti. Mahkeme başkanının sıkıştırmalarını, "Matbaamda basılan yazıları okumaya kalkışırsam bir ayda bir kitaptan fazlasını basamam " sözleriyle yanıtladı. Mürettip ve baskı makinesi operatörü de ısrarla yazıyı okumadıklarını ifade ederek mahkemenin işini kolaylaştırmaktan kaçındılar ve daha ağır bir ceza verilmesini engellediler. Yazar, yargılama süreci sonunda, ileride antidemokratik bulunarak yürürlükten kaldırılacak olan Türk Ceza Kanunu'nun 161. maddesi hükmü uygulanarak 10 ay hapis ve 4 ay 10 gün sürgünle cezalandırıldı. Aziz, dava sırasında mahkeme önünde yaptığı savunmanın içeriğinı adı geçen kitapta şöyle özetlemektedir:
"Bir düşüncenin ulusal çıkarlara aykırı ya da uygun olduğu, o düşüncenin ortaya atıldığı dönemde herkesçe kolay anlaşılmaz. Bir düşüncenin topluma yararlı mı, zarralı mı olduğundan herkesçe kesinlikle anlaşılması için üzerinden zaman geçmesi gerekir. Sizler, Amerikan yardımının Türkiye'ye yararlı olduğu düşüncesindesiniz. Ben, yardım adı altında yurdumun sömürülebileceği düşüncesindeyim. Hangi düşüncenin doğru olduğunu zaman gösterecektir. Ancak zamanın doğruluğunu, Yanlışlığını, yararını, zararını ortaya koyacağı bir düşünceden ötürü mahkum olmamam gerekir."
Aziz, sürgün cezasını çekmek üzere Bursa'ya getirilişinin, 1948 yılı Şubat ayı başlarına rastladığını yazmaktadır. Bu geliş sırasında, iki jandarmanın gözetiminde elleri kelepçelive kollarında bir battaniye ile iki üç parça sürgün eşyasının olduğu bohçası olduğu halde o zamanki otobüs garajından (İnegöl Çarşısı), Heykel'e yürürken bir geçit törenine denk gelmiş; iki jandarma ve o, adımlarını tören adımlarına uydurarak tören katılımcılarının arasında yürümüşler. Bu durumda, söz konusu tarihin resmigeçit gerektirebilecek tek olay olması nedeniyle Halkevleri'nin kuruluşuna tesadüf eden 19 Şubat olabileceğini belirtirse de, daha sonra bunu pek olanaklı göstermez (nitekim sürgün cezasının 20 Mayıs'ta biteceğini not ettiğine göre, tarih 10 Ocak ve tören de "Birinci İnönü Zaferi"nin yıldönümü kutlamaları olabilir).
Bursa sürgününün ilk günlerinde "Dağcılık Kulübü'nün karşısındaki otel"de kalır (Naci Kurtul'un [b. bak.]işlettiği Güven Oteli, sonradan yandı). Otelin konaklama ücreti 2,5 liradır. Ayrıca ısıtma için 1 lira soba yakma ücreti alınmaktadır. Bursa'ya 25 lira ile gelen yazarı zor günler beklemektedir. Bir süre sonra, tüm kapıları çalarak geçimini sağlayabileceği bir iş arayacaktır. Bir gün İstanbul'dan gönderilen bir paketten çıkan üç adet kitabı satmak üzere Zeki Mumcu'nun [b. bak.] Ankara Kitabevi'ne gidece, ancak başarısızlığa uğrayacaktır. Başka bir gün, musahhihlik (düzeltmenlik), bir götür getir işi verebileceği umuduyla, dönemin ünlü gazetecisi İsmet Bozdağ'ın (b. bak.) kapısını çalacak, ama artık safını belirgin biçimde seçmiş bulunan Bozdağ'ın kapısından da yüzgeri edilecektir.
Olanaksızlıklar karşısında bir süre, Ulucami'de eski Türkçe dersleri verir. Öğrencilerinin sayısı da gün, gün artar. Ancak öğrenci velilerine, kimliği ile ilgili bilgi verilmesi üzerine bu işi de kaybeder. Arkadaşlarından gelen çok önemsiz desteklerle otel odasında yaşaması olanaksız hale gelince, bencilliğinden yakındığı başka bir sürgün olan Kerim Sadi ile ortak bir ev tutar. Altın kaplama iki dişini, ağrıdığını bahane ederek çektirip satar ve simit parası yapmaya çalışır. Vali Haşim İşcan öyle istiyor diye yazılarında Aziz'e sık sık övgüler yağdıran bir gazetecinin 5-10 liralık yardımını önce kabul ederse de, durumu öğrenmesi üzerine onu da şiddetle reddeder. Halil Lütfü Dördüncü'nün Tan gazetesinin Bursa'daki alacağından ilerde çalışarak ödemesi kaydıyla her ay 100 lira almasına olanak sağlaması üzerine, bu dönemin sıkıntılarından birazcık olsun kurtulur.
Hüküm giydiği ve Bursa'da "sürgün" yaşadığı dönemde, İstanbul'daki eşi ile biri 5, diğeri 6 yaşında olan iki çocuğu da çok büyük sıkıntılar yaşarlar; bu sıkıntıya dayanamayan ailenin birliği bozulur, yuva yıkılır.
Aziz, Bursa'da yaşadığı sürgün günlerinde başından geçenleri öyküleştirdiği Bir Sürgün'ün Anıları adlı yapıtı ile ilk kez 1957'de yayımlandı. Kitabın ilk baskısında, bu günleri yaşamasıa neden olanlara teşekkür ederse de, 13. baskısında bunu geri alır ve şöyle yazar:
"Bir aile yıkıldı, çoluk çocuğum perişan oldu. Elimde olmadan işlediğim bu aile suçunu gidermek, çocuklarımı yetiştirmek için, sonradan anlatılmaz acılar ve çileler çektim. Ve bu acılar hala sürmektedir.. O acı günleri sonradan gülümeseyerek anımsadığıma şimdi şaşmaktayım."
Aziz'in Bursa'daki sürgün yaşamının ürünü olan otuz beş öyküsünü topladığı Bir Sürgün'ün Anıları yapıtı onlarca kez basıldı. Gülmeze yazınımızın seçkin örnekleri arasında yer alan her biri birer ibret belgesi niteliğindeki bu öyküler, bir dönemin uygulamalarının ve insan ilişkilerinin sorgulanması olanağını sağlamaları bakımından da ilginç olmalıdır. 

Bursa Valisi Küçük'ten BGC'ye veda ziyareti

Bursa Valisi İzzettin Küçük, Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaret etti. devamı

Basın Etik ve Akreditasyon Kurulu ilk toplantısını yaptı

BGC ev sahipliğinde gerçekleşen ilk toplantıda Basın Etik ve Akreditasyon Kurulu İşleyiş Esasları ele alı... devamı

Başkan Aktaş BGC’ye konuk oldu

Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, BGC Yönetim Kurulu toplantısına konuk oldu. devamı

Bayram Gazetesi hazırlık çalışmaları başladı

Kurban Bayramı’nın ilk günü yayınlanacak olan Marmara Bayram Gazetesi’nde ana konu olarak “Eğitim ve e... devamı

MEDYA’DA YAPILANMA VE ÖZGÜRLÜK ZAMANI

TGK ve BGC Başkanı Nuri Kolaylı’dan 24 Temmuz Basın Dayanışma Günü açıklaması. devamı