E. Sarızeybek


Erdal Sarızeybek:

-Emekli olduğumda vilayet, vilayet gezip konferanslar vereyim,
kitaplar yazayım diye bir planım yoktu; ama terör şiddetini artırmaya
ve şehit haberleri de yağmaya devam edince, gerçekleri anlatmak
mecburiyetinde olduğumun ayırımına vardım.
-Terör örgütü ortada, elebaşısı ortada, destekçileri ortada! Ama şeref
ve haysiyetleri çiğnenerek aydın insanlarımız tutuklanıyor,
sorgulanıyor. Neymiş? Ergenekon diye bir terör örgütü varmış! Bugün
ara kararla açıklandı ki; böyle bir örgüt yok!
-Savcı, "Sizin iyi bir subay olduğunuzu biliyoruz. General olmanızı
engellemişler. Bildiklerinizi söyleyin hesap soralım!" diyor. Bu nasıl
vicdan? Bu nasıl hukuk anlayışı? Ben bir şeyler söyleyeceğim, adalet
tecelli edecek! Böyle şey olur mu?


Terörle Mücadele konusunda artarda yayımladığı kitapları ve aynı
konudaki çok sayıda konferanslarıyla tanınan emekli Jandarma Albay
Erdal Sarızeybek, "Aydınlarla Yüz yüze" söyleşilerinin konuğu oldu.
Sık sık alkışlarla kesilen konuşmasının başında dinleyicilere seslenen Sarızeybek, "Son aylarım konferanslarda, toplantılarda konuşmakla geçti. Bu akşam, klasik bir
konferansın çerçevesi dışına çıkmak, siz büyüklerim, arkadaşlarım ve
kardeşlerimle dostça dertleşmek istiyorum" dedi.
"Devletimiz bizi iyi, çok iyi yetiştirdi" diye sözlerini sürdüren
Sarızeybek, Kuleli Askeri Lisesi'nde olsun, Kara Harp Okulu'nda olsun
mükemmel bir eğitim gördüklerini ve askerlik ocağında sürekli olarak
"devlet için, vatan için görev" duygusuyla yetiştirildiklerini
anlattı. Sarızeybek, şöyle devam etti:
"Subay olunca, her Türk subayı gibi, askeri okullarda aldığım eğitimi
hayata geçirmeye çalıştım. Yurtdışı göreve gönderildim. Devletimiz ne
görev verdiyse, hiçbir kişisel çıkar gözetmeden onu yaptım ve başarılı
oldum. 1976'da, terörün en azgın döneminde, Hakkâri'deki sınır
birliklerimizde görev aldığımda, "bizden sonrakilere terörden arınmış
bir ülke bırakmak en büyük mutluluğumuz, en büyük ödülümüzdür"
anlayışı ile hareket ettim. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden, 2005 yılında
emekliye ayrıldığımda vilayet, vilayet gezip konferanslar vereyim,
kitaplar yazayım diye bir planım, bir yol haritam yoktu; ama terör
şiddetini arttırmaya ve şehit haberleri de yağmaya devam edince,
gerçekleri anlatmak mecburiyetinde olduğumun ayırımına vardım. O
günden beri, dilim döndüğünce bu konularda doğruyu ve gerçeği anlatmak
için uğraş veriyorum. Konferanslara, TV programlarına katılıyor ve
kitaplar yazıyorum. İki çocuğum var, bugünkü koşullarda, birçok
kardeşimin, birçok evladımızın olduğu gibi iş bulma şansları olmadı
çocuklarımın. Eşimle ve çocuklarımla Ankara'da sahip olduğumuz bir
evimiz var. Emekli maaşım dışında kitaplarımdan gelen bir miktar
gelirimle bu evin taksitlerini ödemeyi ve geçinip gitmeyi
başarabiliyorum. Şikâyetim yok, ama kimi durumlar karşısında üzülmeden
de yapamıyor insan. Örneğin, Trabzon'da, Karadeniz Teknik
Üniversitesi'nin öğrencileri çok istemesine, çok da ısrarlı olmasına
karşın üniversite yönetimi, onlarla sohbet edebileceğim bir konferans
salonunu, alelade bir toplantı salonunu çok gördü! 'Olmaz efendim,
yerimiz yok!' dediler, sağ olsunlar! Geçen hafta Kocaeli'de aynı
durumla karşı karşıya kaldık. Oranın yerel yönetimi, belediye
yönetimi, konferans verebileceğim bir salonlarının olmadığını
söyleyebildi!
Bunlar, haliyle üzüntü veriyor insana. Şunu da söylemeliyim: Hiçbir
partiye üye değilim. Bu bakımdan, burada yahut başka bir yerde
konuştuğumda bir partiye çatıp başka bir partinin propagandasını
yapacak değilim. Partiler önemli değil, Türkiye'nin milli güvenliği,
geleceği, selameti önemlidir. Partiler gelir giderler. Anlarlar,
anlamazlar; değişirler, değişmezler kendilerinin bileceği iş. Ama
Türkiye hepimizin, vatan hepimizin ve başka bir vatanımız yok! Adımın
üzerinde, askerlik hayatımda olsun, sonrasında olsun toz zerresi kadar
bile bir leke yoktur, olmamıştır. Terörle, kaçakçılarla, haydutlarla
uğraştım, ama böyle bir leke sürmeyi kimse başaramadı. Buna karşılık,
orada burada gördüğüm tutumdan, karşılaştığım durumlardan üzüntü duymam da önemli değil. Buna önem vermiyorum. İnsanlık hali deyip geçiyorum… Fakat değerli arkadaşlar; bilmenizi istiyorum: Tek dileğim, tek arzum, ülkemin dirliği, güvenliği ve mutluluğudur. Burada konuşurken, kitaplarımı yazarken başka bir beklenti içinde değilim. Bunun bilinmesi önemli benim için…"



ERGENEKON DİYE BİR ÖRGÜT YOK
Sarızeybek, "Ergenokon" olarak ünlenen dava ile ilgili gelişmelere de
değinerek, bu davanın yürütülüş biçiminden ve sürekli dalbudak
salmasının yanında "ucu açık" olarak devam etmesinden duyduğu
hoşnutsuzluğu dile getirdi. "Birinin ifadesine bir satır eklenerek,
belki de böyle bir satır ısmarlanarak" davaya adının sokulduğunu ifade
eden Sarızeybek, "PKK terör örgütü ortada, elebaşısı ortada,
destekçileri ortada! Ama şeref ve haysiyetleri çiğnenerek aydın
insanlarımız tutuklanıyor, sorgulanıyor. Neymiş? Ergenekon diye bir
terör örgütü varmış! Bugün bir ara kararla açıklandı ki böyle bir
örgüt yok! Mahkemenin kararı 'Ergenekon' diye bir örgütün olmadığını
ortaya koyuyor, ama bu vatanın, bu memleketin menfaati için çırpınan,
hayatlarını bu yolda tüketen insanlarımız bu olmayan örgütün üyesi,
destekçisi diye acı biçimde mağdur edilmeye devam ediliyor. Emekli
Albay Erdal Sarızeybek de, bilmem hangi klasördeki bir ifadeye
ısmarlama bir satırın eklenmesiyle, örgütün 'kasası' oluyor! Neden
yapıyorlar bunu? Çünkü toplumda itibar sahibi kişileri, sözleri
dinlenebilecek kişileri karalayarak yıpratacaklarını sanıyorlar.
Yıpratacaklar ki, gerçeği anlatan kimse kalmasın! Anlatırsa da itibar
edilmesin!" diye konuştu.
Bugün gelinen yerde Türkiye Cumhuriyeti devletinin üniter yapısının,
Türk devletinin varlığının tehlikede olduğunu ifade eden Sarızeybek,
"Bu olanlar boşuna değil. Eğer demokratik ülkelerde yöneticilere halk
hesap soruyorsa, halk biziz ve bu hesabı sormalıyız. Ama önce
gerçekleri anlamalı, öğrenmeli, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin
boyutlarını iyi görmeliyiz. Halkımız, gerçeği gördüğünde katiyen hesap
sormaktan kaçınmaz. Tarihte bunun çok örneği var" dedi.
Sarızeybek, Ergenekon davası soruşturması kapsamında görüşüne
başvurulduğunu da hatırlatarak şöyle konuştu:
"Biliyorsunuz, beni de çağırıp görüştüler. Savcı Zekeriya Öz, aynen
şöyle dedi: 'Efendim, albayım, sizin çok iyi bir subay olduğunuzu,
görevinizi her zaman başarıyla yaptığınızı biliyoruz. General olmanızı
engellemişler... Bu konularda bildiğiniz bir şey varsa söyleyin,
gereğini yapalım. Bu kişilerden hesap soralım!'
Arkadaşlar, soruyorum size: bu hangi vicdana sığar? Ne zamandır
soruşturma yapıyor, insanları haysiyetlerini hiçe sayarak sorguluyor,
tutukluyorsunuz. Şimdi, benden bunu nasıl istersiniz? Ben, bir iki
şey söyleyeceğim savcı beye, adalet tecelli edecek! Böyle şey olur mu?
Ben o kişilerle bazı sorunlar yaşadım, sonunda mahkemelik de olduk ve
haklı çıktım o yargı sürecinden. Benim için mesele orada bitmiştir.
Bunu söyledim...
Arkadaşlar, 'terör örgütü ortada' dedim. Aslında her şeyi ile ortada.
Gizli saklısı kalmış bir tarafı yok terör örgütünün. Bir milyar doları
var mesela. Bunu bir televizyon mülakatında söyledim. Bakan Cemil
Çiçek, bir yardımcısı aracılığıyla sordu: 'Terör örgütünün hesabı
hangi bankada? Albayım söylesin, gereğini yapalım' diye... Ben de,
'devlet ciddiyetiyle’ bağdaşır bulmadığım için bu sözlerini açıkladım.
Çünkü devlet ciddiyeti diye bir şey var! Bakan bunun farkında değil!..
Terör örgütünün banka ilişkileri, paralarının nerede olduğu Milli
Emniyet'in dosyalarında, emniyetin dosyalarında, adliyenin
dosyalarında var. Hal böyle iken, 'Albayım, terör örgütünün parası
hangi ülkenin hangi bankasında?' diye sormanın ciddiye alınacak tarafı
olur mu? Siz, siyasi irade olarak bunun üzerine gitmiyor, bu paraya el
koyamıyorsanız, ne demeli bilmiyorum? Biri çıkıp 'siz işbirlikçisiniz'
dese, kimsenin itirazı olmaz!
Ama gidilmiyor üzerine... Bunu da söylemeliyim...
Terör örgütünün bu anlamda üzerine gidilmediği bir gerçek. Oralara kadar ulaşılmak
istenmiyor belki de. Ama eğer siyasi iradeyseniz bunu yapmak zorundasınız. Bunu başkalarına havale edemezsiniz. Bunu idare edemezsiniz!.."



GÜVENLİK DEĞİL MİLLİ GÜVENLİK SORUNU
Erdal Sarızeybek, tam 10 yıl süreyle 5 farklı vilayette, İran ve Irak
hudutlarında görev yaptığını belirterek, özellikle 1992 yılında
Şemdinli Jandarma Sınır Tabur Komutanıyken PKK teröristleriyle 3 büyük
çatışmaya katıldığını söyledi. Bunların, 30 Ağustos 1992 Alan, 12
Eylül 1992 Aktütün ve 29 Eylül 1992 Derecik çatışmaları olduğunu ifade
eden Sarızeybek, bu çatışmalarda 74 askerin ve 20 korucunun şehit
verildiğini söyledi. Sarızeybek şöyle devam etti: "Bugün gönül
rahatlığıyla ifade edebilirim ki, bu şehitlerimizin hiçbirinin kanı
yerde kalmamıştır! Bunu ben değil, PKK teröristleri söylüyor. O
çatışmalarda ne kadar teröristin öldüğünü o zaman bilmiyorduk.
Sonradan terör örgütünün, orada yanlış strateji izlediğine ilişkin
militanları için hazırladığı bir kitaptan öğrendik. O günlerde
terörist zaiyatının aslında çok ağır olduğunu, bin teröristin orada
öldüğünü bilmiyorduk. Çünkü çatışma sonrasında arazide bulduğumuz ölü
terörist sayısı 200-250 civarındaydı. Kamuoyunda genel olarak bu tür
çatışmalarda kaç teröristin etkisiz hale getirildiği her zaman merak
ediliyor. Çatışma sonrası arazide yaptığınız aramada o an için,
çatışmada ölmüş hiçbir terörist cesedi bulamadığınız da olabiliyor.
Bunu sebebi, ölü teröristleri zaiyatları açığa çıkmasın diye alıp
götürüyorlar. Yaralı teröristleri çatışma bölgesinden uzaklaştırıp bir
başka bölgede öldürüp, gömüyorlar. Bu nedenle siz çatışmaya girmiş
birisi olarak askerden şehit verebiliyorsunuz ama, şehitlerinizin
kanının yerde kalıp kalmadığı sorusuna cevap bulamayabiliyorsunuz...
Bugün geriye dönüp baktığımda orada ne kadar terörist ölmüş olursa
olsun bundan bir teselli payı çıkaramıyorum. Bunun bir önemi yok! O,
74 şehidimizin acısını bugün de içimde yaşamaya devam ediyorum.
Kendime, sürekli o şehitlerin hesabını soruyorum. Acaba, 'şehit
vermemek için ne yapabilirdik?', acaba ‘doğrusunu mu yaptık o gün ve
sonrasındaki günlerde?' diye soruyorum. Acaba 'boşuna mı şehit
verdik?' orada, diye soruyorum kendime. Vicdan muhasebesi yapıyorum...
Düşünün ki, karakol yüz kişi, bakıyorsunuz gelenler 500 kişi! Nasıl
oldu? Nasıl oluyor bu? Bugüne kadar terörle mücadelede asker, korucu,
polis 6 bin 500 şehit vermişiz. Buna karşılık teröristlerin 30 binden
fazlası etkisiz hale getirilmiş. Peki, bu kadar kayıpları var, bu
kadar ölüm var, nasıl oluyor da hala dağlarda 5 bin teröristin
varlığından söz edilebiliyor? Bu soruları kendimize sormak zorundayız.
Kuzey Irak'ta üsleri var biliyorsunuz. Şimdi daha çok siyasi faaliyete
ağırlık vermiş görünseler de, dağlarda var olduklarını, askerimize de
saldırdıklarını biliyoruz...



İHANETİ GÖRÜYORSUNUZ
“İşte bunları sorunca, bunları düşününce ihaneti görüyorsunuz. İhaneti
görmek o kadar kolay değil. Biz devletimize toz kondurmayan bir
gelenekten geliyoruz. Bizi yönetenlerin böyle meselelerde hata
yapabileceğini, ihanete düşebileceğini kolay kolay aklımız almaz! Ama,
meselelere birbiri ile bağlantıları içinde baktığınız zaman ihaneti
görebiliyorsunuz. 'İhaneti Gördüm' adındaki kitabım bunun ürünüdür ve
anlattığı da yalnızca budur!"
Terörün, adı geçen kitabında ayrıntılarıyla anlattığı bu ihanet
yüzünden “artık bir güvenlik sorunu değil, bir ulusal güvenlik sorunu
haline geldiğini” ifade eden Sarızeybek, bu aşamada acil olarak bir “ulusal güvenlik
bakanlığı”nın kurulması, oluşturulması gerektiğini söyledi.
Sarızeybek şöyle konuştu: Biliyorsunuz, Aktütün'deki çatışmalardan
sonra yetki meselelerini tartışıp sorunu İçişleri Bakanlığı
Müsteşarlığı'na havale ettiler. İçişleri Bakanlığı, bu memleketin iç
güvenlik sorunlarıyla, asayişi ile ilgilidir. Burada karşı karşıya
olduğumuz terör ise ABD'nin, AB'nin ve İsrail'in desteklediği,
Irak'taki yönetimin desteklediği ve milli güvenliğimizi, milli
varlığımızı, milli bütünlüğümüzü tehdit eden bir hadisedir. Bunu
İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir müsteşarlığın gayretleriyle def
edemezsiniz. Bu yüzden bir ulusal güvenlik bakanlığının kurulması, bu
çok yönlü, çok boyutlu terör olayına karşı bu bakanlığın bünyesinde
seferber olunması gerekir.
Birtakım gazeteler var, Silahlı Kuvvetlere saldırıyorlar. Silahlı
kuvvetleri her vesileyle yıpratmaya çalışıyorlar. Aktütün'deki son
saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerini ‘cesaretsizlikle’ bile
suçlayabildiler. Dünyanın hiçbir yerinde bu gazetelerin, TV’lerin yaptıklarının bir örneği daha yok. Dünyanın hiçbir yerinde gazeteler, televizyonlar kendi silahlı
kuvvetlerini, ordusunu karalamaya kalkışmaz. Burada neden oluyor,
nasıl oluyor? Çünkü ihanetin içinde, ihaneti örgütleyen uluslararası
projenin içinde bunların yapılması da var. Her yerde, her toplulukta
suça bulaşmış kişiler olabilir. Türkiye'de 80 bin korucu var. Bunların
suça karışmış olanları 80'i geçmez. Onları tutuklayabilir
cezalandırabilirsiniz. Ama 80 bin korucuyu, toptan 'çete' ilan etmek
de neyin nesi? Bu adamlar devletin yardımcı güçleri! Devletin kolluk kuvvetleri!..
Keza, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcudu 600 bin kişi. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde de suça bulaşmış kişiler olabilir. Bunların da sayısı 60'ı geçmez. Bu 60 kişinin suça karışmasını bahane edip tüm silahlı kuvvetlere saldırmak, orduyu karalamak da ihanetin görünen sonuçlarından yalnızca biridir. İhanet, söylediğim gibi uluslar arası bir proje olarak hazırlanıp uygulamaya sokulmuştur. Buna ‘Bizans Projesi’ diyorum. Çok kapsamlı ve arkasında büyük güçler bulunan bir projedir Bizans Projesi; ama altedilmez de değil. Sizin irade göstermeniz, onurlu bir ulusun onurlu temsilcisi olarak ulusal menfaatinizin ardında durmanız gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman herkes
sizi ciddiye almak, sizinle uzlaşma yollarını aramak zorundadır. Çünkü Türkiye büyük devlettir!
Ama siz, kuyunuzu kazanları seyretmekle yetinirseniz; bilerek veya bilmeyerek onların yardımcısı olursanız, kimse size ‘muhatap’ kabul etmez ve ‘ciddiye’ almaz!..
Peki, örneğini verdiğim gazetelerle televizyonlarda neden silahlı kuvvetler hedef tahtası yapılıyor? Bu memleketin en önemli gücü ordusudur da onun için! Ordumuzun gücü tanklarının, toplarının, uçaklarının, donanmasının, kısacası savaş araç ve gereçlerinin gücünden değil, sahip olduğu insan gücünden geliyor. Silah gücü de. Donanım gücü de her zaman önemli konudur, ama ondan daha da önemli olan insan gücüdür. Yetişmiş askerin ve Mehmetçiğin gücüdür.  Sözünü ettiğim ihaneti gören; birinci ve ikinci körfez savaşlarıyla aktif hale getirilen, günümüzde de tüm hızıyla sürdürülen büyük ihaneti tam bir vukufiyetle gören, analiz eden tek kurum da Türk ordusudur. Başka hiç kimse,
hiçbir sivil kurum bunu yapmamıştır veya yapmak istememiştir.
İşte Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bunun için saldırılıyor."
Erdal Sarızeybek, salondaki söyleşinin ardından Uğur Mumcu Etkinlik
Salonu'nun girişindeki kitap standına gelerek okuyucularına
kitaplarını imzaladı ve onlarla geç saatlere kadar söyleşisini sürdürdü.



FOTOĞRAFALTI

1"Savcı Zekeriya Öz, aynen şöyle dedi: 'Efendim, albayım, sizin çok iyi bir subay olduğunuzu, görevinizi her zaman başarıyla yaptığınızı biliyoruz. General olmanızı engellemişler... Bu konularda bildiğiniz bir şey varsa söyleyin, gereğini yapalım. Bu kişilerden hesap soralım!'  Soruyorum: Bu hangi vicdana sığar? Ne zamandır insanları haysiyetlerini hiçe sayarak sorguluyor, tutukluyorsunuz. Şimdi, benden bunu nasıl istersiniz? Ben, bir iki şey söyleyeceğim Savcı Bey’e, adalet tecelli edecek! Böyle şey olur mu?”

2Arkadaşlar, 'terör örgütü ortada' dedim. Aslında her şeyi ile ortada.
Gizli saklısı kalmış bir tarafı yok terör örgütünün. Bir milyar doları
var mesela. Bunu bir televizyon mülakatında söyledim. Bakan Cemil
Çiçek, bir yardımcısı aracılığıyla sordu: 'Terör örgütünün hesabı
hangi bankada? Albayım söylesin, gereğini yapalım' diye... Ben de,
'devlet ciddiyetiyle’ bağdaşır bulmadığım için bunu açıkladım. Çünkü devlet ciddiyeti diye bir şey var, Bakan farkında değil!..

3“Aktütün'deki çatışmalardan sonra yetki meselelerini tartışıp sorunu İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı'na havale ettiler. İçişleri Bakanlığı, bu memleketin iç güvenlik sorunlarıyla, asayişi ile ilgilidir. Burada karşı karşıya olduğumuz terör ise ABD'nin, AB'nin ve İsrail'in desteklediği,
Irak'taki yönetimin desteklediği ve milli güvenliğimizi,  milli bütünlüğümüzü tehdit eden bir hadisedir. Bunu İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir müsteşarlığın gayretleriyle def edemezsiniz.”

4“Neden silahlı kuvvetler hedef tahtası yapılıyor? Bu memleketin en önemli gücü ordusudur da onun için! Ordumuzun gücü insan gücündendir. Silah gücü her zaman önemli konudur, ama ondan daha da önemli olan insan gücüdür. Birinci ve ikinci körfez savaşlarıyla aktif hale getirilen, günümüzde de tüm hızıyla sürdürülen büyük ihaneti tam bir vukufiyetle gören, analiz eden tek kurum da Türk ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetlerine bunun için saldırıyorlar”


Özgeçmiş
Adana 1956. Emekli Jandarma Albayı, yazar
Kara Harp Okulu’ndan 1976 yılında jandarma teğmen rütbesiyle mezun oldu. 1978-1996 yılları arasında jandarma teşkilatının sınır, eğitim ve iç güvenlik birliklerinde komutanlık yaptı. 1990 yılında Fransız Jandarma Subay Okulu’ndaki öğreniminin ardından 1192-1994 yılları arasında Şemdinli Hudut Tabur Komutanlığı görevinde bulundu. 1996-98 yılında Paris Askeri Ataşe Yardımcılığı görevine atanan SARIZEYBEK, 2002 yılında Türkiye'de Adli Kolluk konusunda, master yaptı. 1999-2003 arasında Van, Manisa ve Şanlıurfa'da İl Jandarma Komutanlığı görevlerinde bulundu. Sarızeybek, 2005 yılında Ankara atandığı Uzman Jandarma Öğrenci Alay Komutanlığı görevinde iken albay rütbesinde, kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.Türk Silahlı Kuvvetleri Birinci Derece Gümüş Liyakat Madalyası sahibi Sarızeybek çok iyi Fransızca bilmektedir. Evlidir, iki yetişkin çocuk babasıdır.


ESERLERİ: Ergenekon Gölgesinde İhaneti Yaşamak, Komplo Teorileri, Son Harekat Kod Adı: Yahuda, İhaneti Gördüm, Hesaplaşma/ Terör Kaçakçılık Hudut ve Biz, Ya Gazi Paşa Duyarsa, Şemdinli’de Sınırı Aşmak.


Türk Silahlı Kuvvetleri Birinci Derece Gümüş Liyakat Madalyası sahibi emekli albay Sarızeybek, evli, iki çocuk babası olup çok iyi derecede Fransızca bilmektedir.


Marmara Bayram okurlarıyla buluşacak

BGC Marmara Bayram’ın ana teması, “Bursa’nın tarihi mirası” olarak belirlendi. devamı

Yusuf Kotaman’ı kaybettik

BGC üyesi Yusuf Kotaman, tedavi gördüğü Çekirge Devlet Hastanesinde yaşamını yitirdi. devamı

Kolaylı: Medya özgür olmalı

Kolaylı, 24 Temmuz Basın Dayanışma Günü nedeniyle açıklama yaparak basın özgürlüğünün önemine dikka... devamı

BGC'LİLER İFTARDA BULUŞTU

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeği, gazetecileri ve ailelerini buluşturdu. devamı

Marmara Bayram’ın konusu “Bursa’da kentsel dönüşüm”

Ramazan Bayramı’nın ilk günü yayınlanacak olan Marmara Bayram Gazetesi’nde ana konu olarak “Bursa’da k... devamı