Yalçın Küçük

 “Aydınlarla Yüz Yüze”nin konuğu Yalçın Küçük:

-BAŞBAKAN DAVOS’A KAVGA ETMEYE GİTMİŞ DEĞİLDİ. HASTALIĞI YÜZÜNDEN OLAYLAR ÖYLE GELİŞTİ… BAŞBAKAN’IN GATA’DA TEDAVİ GÖRMESİ ŞART…
-MİSAK-I MİLLİ’YE GÖRE MUSUL İLE ÇEVRESİ,  YANİ KUZEY IRAK TÜRK TOPRAĞIDIR. MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNİN BU KONUDA VASİYETİ VAR…
-OSMANLILIK İLE YENİ OSMANLILIK  AYNI ŞEY DEĞİL. OSMANLI’NIN MERKEZİNDE TÜRKLER VARDI. ‘YANİ OSMANLI’ İSE BİR İSRAİL, ABD, AKP ORTAKLIĞIDIR…


Prof. Dr. Yalçın Küçük, BGC Başkanı Nuri Kolaylı’nın yönettiği “Aydınlarla Yüz Yüze” söyleşisine Atatürk’ün “Bursa Nutku” diye bilinen konuşmasını okuyarak başladı.
Salon tümüyle dolduğu için bazı dinleyicilerin merdiven ve koridorlarda yerlere oturarak izleyebildiği söyleşinin başında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos’taki “çıkış”ını değerlendiren Küçük, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Davos’a Peres’le, moderatörle kavga etmeye gitmedi. Hasta olduğu için olay öyle gelişti. Başbakan’ın GATA’da tedavi görmesi şart!” dedi.
Milli Kurtuluş Savaşı’nın siyasi manifestosu olarak “Misak-ı Milli” belgesinin, dünyanın her yerinde bir “hukuk belgesi” olarak kabul edildiğini dile getiren Küçük, bu belgeye göre “Musul vilayetinin Türk toprağı olduğunu, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin de bu yolda vasiyetinin bulunduğunu” söyledi.
Konuşmasının devamında, Lozan Barış Antlaşması’nın bir “fetiş” olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Yalçın Küçük, “Musul vilayetinde Kürtler, Türkmenler, Türk solcuları Barzani’yi yıkmak için silahlı ayaklanma başlatmalıdır. Şüpheniz olmasın, Gazi Yalçın Küçük bu ayaklanmaya katılır!” dedi.
Söyleşinin sonunda, “Ergenokon davası”na ilişkin sorularla da karşılaşan Yalçın Küçük, davanın bir “akılsızlaştırma operasyonu” ve ‘Türk insanının aklına bir saldırı ve tecavüz” olduğunu söyledi.
Küçük’ün “Ergenekon” davasına ilişkin açıklamalarına Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyesi olduklarını söyleyen küçük bir gruptan itiraz geldi. BGC Başkanı Kolaylı, slogan atmaya başlayan grubun salondan ayrılmasını istedi. Gruptakilerin salondan ayrılması üzerine, söyleşinin soru yanıt bölümü devam etti.

 PAŞA HAZRETLERİNİN BURSA NUTKU
Yalçın Küçük,  Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen söyleşisine, Onosmatike (isimbilim) ve Etimolojiye (kökenbilim) ilgisinin nedenlerini açıklayarak girdi. “Yoldaş” sözcüğünün Türkçenin en güzel sözcüklerinden birisi olduğunu düşündüğünü ifade eden Küçük, “Benim kuşağım Türkçe’nin bu güzel sözcüğünü tekrarlamaktan korkardı” dedi.
Salonu dolduran dinleyicilere, “Yoldaşlar” diye seslenen Küçük, konuya Atatürk’ün “Bursu Nutku”nu okuyarak girmek istediğini kaydetti.
Okuduğu metnin “Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin 5 Şubat 1933 günü, Bursa’da, bir gerici ayaklanma üzerine söylediği sözler” olduğunu ifade eden Küçük, “Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözlerini kasten okudum. Bugüne uygun düşüyor. Bu nutuk okunmuyordu. “Uydurmadır” deniliyordu. Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu oybirliğiyle gerçek olduğunu, Atatürk’e ait olduğunu kabul ve ilan edinceye kadar bunu okumak ‘suç’ kabul ediliyordu ve takibat sebebiydi” dedi.
Küçük şöyle devam etti:
“Bir ülkeyi nasıl seversiniz? Ben bir ülkeyi insanlarıyla severim. Herkesin bir koleksiyonu vardır, benim de var. Ben hapishane koleksiyonu yapıyorum! Sinop’a gitmek istiyordum. Denizin altındaymış zindanı. Tam gidecekken kapattılar orasını, gidemedim. Son dönemde iki eksiğimi giderme fırsatım oldu. Metris’i ve Silivri’yi gördüm. Metris’te bir hapishane doktoru tanıdım. Böyle insanlar varsa, bu memlekette yaşanır dedim. Dil kursuna yazılmış Taksim’de. Ama hasta hükümlüler yüzünden bırakmış o kursu. Oradaki, yani Metris’teki tek hekim çünkü. O olmazsa hastalarına kim bakacak? Böyle bir insan işte!..
Silivri’de (cezaevi) Emin Gürses’le tanıştım. Lazca konuşuyordu. Söylediklerinin yarısını anlamıyordum, anladığım yarısı da sövgüden ibaretti. Sövgüleri de en yakası açılmadık türden, yüzümü çeviriyordum… Onunla da tanışmaktan çok mutluyum. Emin Gürses gibi insanlar varsa, bu memleket güzel memlekettir. Asistanı olur ya belki yetersiz kalır diye, her gün tomar, tomar ders notları gönderiyordu öğrencilerine. Böyle bir insanı tanır da bahtiyar olmaz mısınız? ‘Bu memlekette yaşanır arkadaş!’ demez misiniz?”
Söyleşiyi, gazeteci Bekir Coşkun’un Prof. Dr. Türkel Minibaş’ın ölümü üzerine yazdığı “Bir Gülümseme” başlıklı yazısını okuyarak sürdüren Küçük, “ İşte hem öyle insanlarımız (Türkel Minibaş), hem de öyle yazarlarımız (Bekir Coşkun) var. Böyle insanlarınız varsa, bu memleketten ümitli olmak zorundasınız…” dedi.
Küçük, “Aydınlarla Yüz Yüze” söyleşisindeki konuşması ile başlayacak bir dizi yeni yazısına  “Bursa Tezleri” adını vereceğini, bu yazılarda “pek çok konuya açıklık getireceğini” sözlerine ekledi.
 
BAŞBAKAN GATA’YA GİTMELİ
Davos’ta Başbakan Erdoğan ile Şiman Peres arasında geçen tartışmaya değinen Küçük: “Başbakan Erdoğan Davos’a Peres’le, moderatörle kavga etmeye gitmedi! Bunun için gitmiş değildi oraya!.. Hasta olduğu için olaylar öyle gelişti… Başbakan’ın GATA’da tedavi görmesi şarttır!” dedi
Küçük, şöyle devam etti:
“Bir gazete küpürü, görüyorsunuz: ‘Başbakan Erdoğan Alman Başbakanını Almanya’ya davet etti’ diye yazıyor!.. Rusya’ya gittiğinde, Putin’e diyor ki: ‘Sizi hep televizyonlarda görüyoruz!’… Ne diyeceğini şaşırıyor Putin… Ne desin? ‘Ben de sizi görüyorum’ diyor… Hırvatistan heyetine, ‘Arnavut heyeti’ diyor. Paşa’ya, ‘Paşa, gel seni arabama alayım’ diyor, ama bakıyorsun ki Paşa orada değil, çoktan gitmiş!.. Tıpta, buna ‘de realizasyon’ deniyor: Yani, kişinin nerede olduğunu bilmemesi durumu! Alacakaranlık bir davranış hali!..
Biliyorsunuz, ben, Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasındaki tartışmalarda, aksi görüşü savunanlara karşı, ‘Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olamayacak’ diyordum. Olmayacak değil olamayacak!.. Deniz Baykal ne diyordu? ‘Olamaz’ diyordu. Ben ‘olamayacak’ diyordum!..
Bunları yazdığım kitabımı dava etti Başbakan. Hastalığının niteliğini yazdığım kitap yüzünden bir dava daha açtı. Artık dava açmasından korkmadan yazabilirsiniz. Çünkü o iki davadan da beraat ettim. Küçük düşürmek, hakaret etmek kastıyla söylemiyorum. Hastalık hakaret olsun diye gelmez kimsenin başına. Herkes hasta olabilir. Ama gene de uyarayım: Güler Kömürcü yazdı, ‘Ergenekon’a girdi. İlhan Selçuk yazdı, o da ‘Ergenekon’da. Aydınlık yazdı, biliyorsunuz onlar da toptan Ergenekon’da!..
Davos’ta ne oldu? Gazeteci Mehmet Tezkan yazdı, Vatan’da: “Emine Erdoğan’ın ağlaması… Büyük bir nöbetten korkuyordu, olmayınca rahatladı ve ağladı” diye… Doğrusu budur.
Bilim, devrim ve aşk ayrıntıdadır. Bakın başka bir gazete küpürü: “Başbakanı kurtaran doktor öldü” diyor başlıkta. Ayrıntı: Ölen hekimimiz bir Nörologdur. Zırhlı aracın kapıları kitlenmiş de! İçerden açılamamış da! Balyozla camını kırmak gerekmiş de!.. Geçin bunları!..
Nörolog doktor, şeker hastasına bakmaz! Nörolog doktor, fıtığa da bakmaz!... O otomobili yapanlar, o otomobilin imalatçılar açıkladı: ‘Öyle şey olmaz!’ diye… O balyoz hikayesi de kimsenin görmemesini sağlamaktı. Katar’dan geldikten sonra da, biliyorsunuz, ‘kayboldu’!  Gazeteler, ‘Başbakan kayboldu’ diye yazdı.
Deniz Baykal çok iyi biliyor ne olduğunu. Yaşar Paşa (Büyükanıt) da çok iyi biliyor. Gidip Güven hastanesinde gördüğü için… Bu yüzden “Yaşar Paşa, GATA’ya yatırılması için harekete geçmeli” dedim. O’nun o halini gördü, bir kamu görevlisi olarak gördü. Bunu artık kendisine saklayamaz. Bunu gördükten sonra Genelkurmay’a döndüğünde rapor ettirmesi, arşivlere koyması ve ondan sonra da GATA’ya sevketmesi, bunun için gerekli yazıları yazması gerekirdi…
Dikkat edin: Başbakan Erdoğan bir devlet hastanesine gitmiyor! Giderse tarikat hastanesine gidiyor. Ama gitmesi gereken yer GATA! Çünkü bu konuda uzman yer GATA’dır…
Bakın benim kitabımda var, bunları tespit etmiyorlar, hem de kaynaklı olarak! Mesela, nereye giderse gitsin, AKP’li Mücahit Aslan’ı yanında götürüyor.  Çünkü ilaçlarını sadece o veriyor. Yani, Türkiye’de Başbakanlık makamında bir isim var ki, Türk Devleti’nin hemşerisine hasta bakıcısına, doktoruna güvenemiyor ilaç için! Hep beraber bir oyun oynuyoruz, demek ki…
 
BU MAKAMLARI HİÇ DÜŞÜNMEMİŞLERDİ
Yalçın Küçük, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün, bugün bulundukları mevkilere gelmeyi akıllarından bile geçirmediklerinin geçmişte yaptıkları kimi açıklama ve uygulamalarından da çok açık olarak anlaşıldığını savundu.
Küçük, bu konudaki iddiasını şöyle açıkladı:
“Hürriyet gazetesinden Mehmet Yakup Yılmaz yazıyor:  ‘Başbakan neden küfrediyor veya küfretmek istiyor?’ diye… Başbakan’ın başka dili yoktur! Başbakan’ın dili budur!  Kendisi anlatıyor: ‘Komşumuz müşerref abla vardı, beni çağırıyor küfrettiyordu. Babam da cezalandırmak için tavana asıyordu’ diye… Dava açtığında, bunları aktardığım kitabımı mahkemeye verdim. Hakim, kitaptakileri okuyunca beraat kararı verdi…
Abdullah Bey ve Tayyip Bey, bugün bulundukları makamları akıllarından bile geçirmemişlerdi. Hiç düşünmedikleri bu yerlere ellerinden tutulup getirildiler. Canan Hanım (Arıtman), bir tesbitte bulundu Cumhurbaşkanı Gül’ün kökeni konusunda… Abdullah Bey’in cevabını hatırlayın: ‘Bizim aile geçmişimiz eskiden beri Müslüman ve Türk’tür!”…Arkadaşlarım, yoldaşlarım; Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir konuşma olmaz!. ‘Türk ve Müslüman’ denir. Doğrusu budur çünkü. Dünyanın her yerinde, her dilden bu böyle ifade edilir!..
Abdullah Bey; ‘Sabetayist değilim’ diyor. İsimleri takip ettiğinizde başka bir durum çıkıyor. Benim bütün yaptığım isimlerin köklerine ve geçirdiği değişikliklere bakmak!..
Başka ne diyor Abdullah Bey? ‘Ne Mutlu Türküm’ cümlesinin ‘ilkel’ olduğunu söylüyor. Asıl önemlisi, bunları söyleyen biri, bir gün Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin makamına çıkmayı düşünmez! Bunu aklından geçirmez!..
Bunları hiçbir yerde bulamazsınız… Benim anladığım, benim bildiğim kanunlara göre, 14 yaşındaki biri ile, okuldan alıp başına türban geçirip evlenen biri Çankaya’da oturmayı aklına getirmez! Bunu düşünemez!..

İSRAİL’LE GİZLİ AÇIK ANLAŞMALAR
Davos’ta yaşanan olayın, Türkiye ile İsrail arasında “bir karı-koca kavgası” olarak görülmesi gerektiğini de savunan Küçük, “Başbakan bunu yapmak için gitmedi. Nöbet geldi öyle oldu. Ama Türkiye ile İsrail arasında bir karı koca kavgası vardır. Bunu tesbit etmek lazım” dedi.
Bunun kaynağı için tarihe bakmak gerektiğini ifade eden Küçük, şöyle konuştu:
“1958 yılında, ‘kaza’ diyen oldu, ‘komplo’ diyen oldu, Ankara’ya bir gün bir uçak indi! Bu, ‘kaza sonucu’ Ankara’ya inen uçakta İsrail Başbakanı Golda Meir ile Cumhurbaşkanı Ben Gurion bulunuyorlardı. Adnan Menderes’le çok gizli bir görüşme yaptılar. Görüşme o kadar gizliydi ki,  garsonluk hizmetini büyükelçiler verdi. İki devlet arasında ilk gizli anlaşma, işte o ‘kaza’ sonrasında Ankara’da yapıldı. Ben Gurion anılarında anlatıyor bunu ve Türkiye ile İsrail ilişkisini ‘metres ilişkisi’ olarak değerlendiriyor.
O zaman gizli geliyorlardı. Bir ‘uçak kazası’ ile geliyorlardı. ‘Kaza’ olmadan Ankara’ya inebilmeyi düşünemiyorlardı. Şimdi ‘kaza maza’ gibi bir bahane aramaları gerekmiyor, açık, açık, dobra dobra geliyorlar!..
İsrail devletinin, ordusunun Gazze’ye saldırısından birkaç gün önce İsrail Başbakanı Olmert, Başbakan Erdoğan’a geldi. Bir defa değil, birkaç defa görüştüler. Umur Talu yazdı, hem de Sabah’ta: ‘Ya Gazzeli bir çocuk, biliyor muydun Amca,  derse ne diyeceksin?” diye.
Şüphe etmiyorum: Başbakan Erdoğan Gazze saldırısını biliyordu!.. İsrail ile Türkiye ilişkisi ‘stratejik’ ilişkidir. Davos’tan sonra İsrail Dışişleri Bakanı Livni bunu açık açık söyledi. Jak Kamhi de söyledi…
Türkiye ile İsrail arasında ‘stratejik’ ortaklığı doğrulayan ve düzeyini ortaya koyan bir değil,  bir dizi gizli anlaşma var. En önemlisi, en büyüğü de Necmettin Erbakan döneminde, 1996’da yapıldı. O anlaşmadan sonra İsrail ile neredeyse ‘tek devlet’ olduk. Nasıl anlatayım bunu? Eğer stratejik ise ilişkiniz, birbirinizin savaşına katılacaksınız. Bu kadar açık!..”
İki ülke arasındaki gizli anlaşmaların ‘Yeni Osmanlılık’ ve ‘İkinci Cumhuriyet’ teziyle yakından ilişkili olduğunu da öne süren Küçük, bu yorumun ABD’li dilbilimci, siyasetçi Noam Chomsky’nin 1982 yılına ait bir İsrail belgesini çözümlemesiyle de örtüştüğünü söyledi. Küçük, şöyle devam etti:
“Osmanlı ile ‘Yeni Osmanlı’ aynı şey değil! Osmanlı ile ‘Yeni Osmanlı’ arasında çok ciddi bir fark var. Osmanlı’nın merkezinde Türkler vardı. ‘Yeni Osmanlı’ ise İsrail merkezli olarak tasarlanıyor. AKP hükümeti bunun için kuruldu. ‘Yeni Osmanlı’ bir  İsrail, ABD ve AKP ortaklığıdır!
Küçük, “Türkiye’deki İsrail’in, İsrail’deki İsrail’den çok daha güçlü olduğunu” da sözlerine ekledi.
 
MİSAKI MİLLİ VE MUSUL
Küçük, gelişmelere bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye için en yakın tehlikenin Kuzey Irak’ta kurulacak “Kürdo Judaik” (Kürt-Yahudi) bir devlet olacağının görüleceğini, bunu da öteden beri dile getirdiğini söyledi. Küçük, “Senin Kürt’ün olmazsa, ABD’nin Kürt’ü olur! Sen oyalanıyorsun diye başkaları da oyalanacak değil! Sen adım atmazsan, başka biri  senden önce davranır! Sen Musul’u almazsan, başkası alır! Zaten alıyor da…”  diye konuştu.
Barzani’yi, “Kürdo Judaik” olarak nitelendiren Küçük, “Misak-ı Milli” belgesine atıfta bulunarak Barzani’nin Kürdo Judaik devletini kurmaya çalıştığı yerin bu tarihsel ve o kadar da hukuksal belgeye göre  “Türk toprağı” olduğunu savundu. Küçük şöyle konuştu:
“Misakı Milli gibi bir manifesto, dünyanın her yerinde hukuk belgesi olarak kabul edilir ve itibar görür. Bu hukuk belgesine göre Musul vilayeti ile çevresi, yani Kuzey Irak bölgesi Türk toprağıdır. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, İsmet Paşa hazretlerine Musul konusunda açıkça vasiyette bulunmuştur. İsmet Paşa da, bu vasiyeti aynı şekilde Bülent Ecevit’e aktarmıştır. Bir devletin aklı böyle yürür. Bunu yazdığımda, herkes ‘nereden çıktı şimdi?’ derken, Bülent Bey, şükranla anıyorum, hiç kem küm etmeden ‘Yalçın Küçük doğru söylüyor’ demiştir. Pekiyi, ne demektir Misak-ı Milli? ‘Ahd-ı Millî Beyannamesi’ veya ‘Misakı Milli’! Bunların  ikisi de ‘Ulusal Yemin’ anlamına gelir. Türkiye’nin temelinde o ‘Ulusal Yemin’ var!”
Lozan antlaşmasının bir “fetiş” olarak değerlendirilemeyeceğini de ifade eden Küçük, “Musul vilayetinde Kürtler, Türkmenler, Türk solcuları Barzani’yi yıkmak için silahlı bir ayaklanma başlatmalıdır! Şüpheniz olmasın, Gazi Yalçın Küçük bu ayaklanmaya katılır! Atatürk’ün ‘Bursa Nutku’nu,  bu yüzden konuşmamın en başında tekrarladım. Bugün Mustafa Kemal Paşa’nın Bursa Nutku’nda tarif ettiği gençler lazım” diye konuştu.

“ERGENEKON” AKLA SALDIRI!
Yalçın Küçük, söyleşiyi tamamladıktan sonra dinleyicilerin sorularını yanıtladı. Küçük, bir soru üzerine,  “Ergenekon” davasını “akla saldırı” olarak niteledi. Küçük şöyle konuştu:
“Telefonlarımızı dinliyorlar, yasa dışı olarak dinliyorlar. Sonra da gazetelerde, bunlar yeni bir hadiseymiş gibi yayınlanıyor. Bunu yapmalarına gerek yok. Bütün suçlarımı huzurunuzda, saklısı gizlisi olmadan, yazarak, konferanslar vererek açıkça işliyorum. Orada, kitaplarımın içinde, yazılarımın içinde ne arıyorlarsa, ne aramıyorlarsa var, bulabilirler!..
Hatırlıyorsunuz, Hilmi Paşa ile ilgili bir hazırlık yaptılar. Askeri Mahkemeye gideceği ile ilgili. Sonra bundan vazgeçtiler, tanık olabileceğini söylediler. Bunu da adını anmadığım o malum kişiler yazıyor. Mesele burada çok açık. Bu davanın doğal, hukuki mahkemelerine gitmesi gerekir. Bunu engellemek istiyorlar. Böylesi bir davada doğal mahkeme askeri mahkemeler ile Ankara Mahkemesi'dir. Çünkü devlete karşı bir isyan, bir darbe olursa TBMM’yi kapatır! Hedef Meclis’tir. Meclis de Ankara'dadır. Hükümet derdest edilir! Hükümet de Ankara’dadır… Demek ki, doğal mahkemede orada olmalıdır!..
 Ergenekon dedikleri davanın iddianamesi bir iddianame değildir. Türkiye'de Türk halkının teker teker bireylerinin akıllarına karşı darbe yapılıyor! Türk insanını ‘akılsız’ yapmak istiyorlar! Türk insanını ‘düşünce fukarası’ yapmak istiyorlar!
Ümraniye'den birkaç bomba buluyorsunuz, Adliye’de de bir savcı buluyorsunuz, oldu bitti! İsimlerimi ağzıma alarak kendimi kirletmek istemediğim, onları da onurlandırmak istemediğim kişiler, bununla demokrasi geleceğini söylüyorlar. Savcılar eliyle ilk defa demokrasi geliyor!..
Demokrasi böyle mi geliyormuş, savcılar ve emniyetçiler eliyle? Demokraside reformlar yaparsın, tekelleri etkisizleştirirsin, toprak reformu yaparsın! Sanayi reformu, seçim reformu yaparsın! Meclis sistemini değiştirirsin, eğitimini değiştirirsin... İşte o demokrasi olur. İşti o demokrasinin gelmesi olur…
Bunlardan söz eden yok, ama demokrasi geliyor! Bu insan aklına hakarettir! İnsan aklına düşmanlıktır! Ya buna inanacaksın, akılsız olacaksın. Yahut buna inanmayacaksın ‘Ergenekon Terör Örgütü’ diye uydurulmuş, imal edimleş bir örgütten hapse gireceksin.
Daha en başından söyledim. Dedim ki: ‘Bu iddianamenin bütünü insan aklına bir saldırıdır! İnsan aklına bir tecavüzdür!  İddianame ile ilgili bir tek iddia doğrudur, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bu davanın savcısı olduğu ve dolayısıyla da iddianameyi hazırladığı iddiası doğrudur. Fakat bu iddianame Tayyip Erdoğan'ın kafası kadar karışıktır…

TÜRKLÜĞÜ SAVUNMAK MECBURİYETİNDE KALIYORUM
“Hilmi Paşa'nın Genel Kurmay Başkanlığı'nda Atatürk'ün resmini çıkarmasıyla, Türklerin uzun kılıcı yerine Arapların kılıcını koymasıyla bu iddianame aynıdır. Bu iddianame Türkiyat’a karşıdır. Bizim gibi adı solculuğa çıkmış insanlara Türklüğü savunma mecburiyetini bırakıyorlar. Bunu da seve seve yapıyoruz. Sosyalistler Türklüğe karşı değildir. Türklüğü abartmaya karşıdır.
Bu iddianame Türkiyat’a da, Türklerin eski efsanesi Ergenekon adına da karşıdır. ‘Ergenekon Terör Örgütü’ bu yüzden uyduruldu. Üstelik ‘bu adı biz koymadık’ dediler. Güya sanıklar böyle adlandırıyormuş örgütlerini! Mahkeme, elinin tersiyle itti bunu. Ama mahçup olmadılar. Söylemeye, yazmaya devam ettiler. Bir savcıya yakışmadığını daha önce söyledim.  Neden yakışmıyor? Ümraniye savcılığından İstanbul savcılığına gelen, eleştirilere ne diyorsunuz dedikleri zaman; Ergenekonculara sorun, diyor. Adını onlar koymuş!..
Ben, Hilmi Paşa’nın darbeci olduğunu söyledim. Kime karşı? Ecevit'e karşı darbeci olduğunu söyledim. Bu Fikret Bila'nın ‘Sivil Darbe’ kitabında da var! Darbe girişimini Bülent Ecevit'e duyuran bana göre de ahlaklı bir iş yapan Murat Yetkin'dir. Murat Yetkin Bülent Ecevit'e darbe girişimini duyurduğu sırada yanında Hüsamettin Özkan vardı.
O zaman görevli olan Hilmi Paşa, Hüsamettin Özkan'ı Ecevit'in yerine başbakanlığı kabule zorlamıştır. Burada bir darbe girişimi vardır. Bu darbe girişimine karşı doğrudan doğruya Bülent Ecevit'i bakanlıktan istifa ettirerek yerine Hüsamettin Özkan'ı getirmek isteyen görevli Hilmi Özkök'tür. Başbakan Bülent Ecevit bunu kabul etmediği için de hastalığı ortaya atılmış, Hilmi Özkök ve arkadaşlarının tahrik etmesiyle basın Bülent Ecevit'in hasta olduğunu söylemiş, sonra da hastaneye yatırılmıştır. Bunun faili Hilmi Özkök'tür. Bu ne demektir, dinime küfreden bari Müslüman olsa!

İLHAN SELÇUK VE MUSTAFA BALBAY
Bunları iddianameye almaya korkmuşlardır. Kısaca ortada bir iddianame yok, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayanların akıl düzenini bozmak isteyen bir belge var. Buna iddianame denmez. Alın işte: İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay bu iddianamede suçludurlar, teröristtirler ama bu iddianameye göre de aynı zamanda Cumhuriyet gazetesini bombalayan adamlardır. Ya İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay akıllarını kaybetmişlerdir ya da bu iddianamede akıl düzlemiyle ilgili hiçbir iz yoktur. Ben ikincisine inanıyorum.
1923'te kurulan Cumhuriyeti ortadan kaldırıp yerine İslami bir devlet kurmak için bizim insanların hepsinin aklını silmek istiyorlar. Bu iddianame Türkiye'de yaşayanların hepsini beynini bombalamaya yöneliktir. O el bombalarını beyinlerinde patlatıyorlar.”
Yalçın Küçük,  “Ergenekon” davası ve iddianamesindeki kişisel durumu ile ilgili bir soruyu da şöyle yanıtladı:
“Tutuklandığımda, bu davada nasıl bir yerimin olduğunu anlayacağımı umuyordum. Her halde, söylemeleri lazımdı. Fakat beni hiçbir şekilde ‘Ergenekon’ ile suçlamadılar. Ne savcılar suçladı, ne de öbürü suçladı. Bana öyle bir isnatta bulunmadılar. Beni, bu kitapları yazdığım için tutuklamaları lazımdı. Beni nasıl tahliye ettiler? Beni bir yargıç tutukladı, üç yargıç tahliye etti. Yani heyet tahliye etti. Tahliye kararım Türk hukukunda önemli bir aşamayı ifade eder. Yalçın Küçük ile ilgili hiçbir isnat yok! Suçlama yok! Yargıçlar, ‘Bu dosyaya göre bu adam tutuklanamaz’ dediler. Dolayısıyla ben bu şekilde, hakkında hiçbir suçlama olmadan ve heyet kararıyla çıktım. ” dedi.

OSMANLICILIK VE YENİ OSMANLICILIK
Yalçın Küçük, Osmanlıcılık ve Yeni Osmanlıcılık konusundaki bir soruyu da şöyle yanıtladı:
“Yeni Osmanlıcılık” sözcüğünü niye kullanıyorum? Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma teşebbüslerinin arkasında bu “Yeni Osmanlıcılık” trajedisinin olduğunu söylüyorum. Kaç senedir bunları tekrarlıyorum ve uyarıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de uyarıyorum. Herkesi uyarıyorum, yurttaşları, gençleri… Şimdi bu Osmanlıcılığın çıkışına bakacak olursak;  tekrarlama pahasına söyleyebilirim ki bunun ilk ifadesi 1982 yılındaki bir dergide geçmiştir. Bu derginin adı Kivunin!
Kivunin, Dünya Siyonist Örgütü’nün dergisidir. Burada 1982 yılında “Yinon” tarafından 1980’lerde İsrail için bir strateji yazısı çıkarılmıştır. Burada aşağı-yukarı Arap yarımadasındaki Araplarla Mısır’dan Irak’a kadar bütün bu topraklar “vaat edilmiş toprak” sayılır. İlginç tarafı, 1982 yılı belgesinde Irak’ın üçe bölünmesi açıkça yazılır. Hatta her biri bir vilayet ile ifade edilir. Basra, Bağdat ve Musul’un ayrılmasından söz edilir ve tıpkı “Osmanlı döneminde olduğu gibi” deyimi kullanılır. Bu 1982 yılına ait bir Siyonist belgedir ve bütün belgenin içinde de bu bölgenin düzenlenmesinde küçük etnik ve dini topluluklara önem verilir. Küçük etnik ve dini cemaatlerden oluşan bir Osmanlı tarif edilir…
Amerikalı muhalif Chomsky’nin şifreyi çözdüğünü söyledim. Chomsky’nin ABD,İsrail ve Filistin alt başlığı olan çok önemli kitabı vardır. Chomsky bu kitapta çok açık olarak bu Siyonist belgeyi “ottomanization”, yani Osmanlılaşma olarak ve Osmanlı İmparatorluğu’na bir dönüş olarak İfade ediyor. Sonra da şöyle devam ediyor. “Bu yeni Osmanlı’nın güçlü bir merkezi olacak. Eskiden Türkiye’ydi şimdi de ABD’nin desteklediği İsrail’dir” diye açıklıyor. Bu kitabın İletişim Yayınları tarafından yapılan Türkçe çevirisinde bunlar yer değiştirmiştir. “Eskiden İsrail, şimdi Türkiye merkez olacak” denilmiştir. Bunun kötü niyetli olduğunu sanmıyorum çünkü o kadar kaba bir hata ki böyle bir şeye ihtimal vermiyorum.
Fransızlar, bu projeye Ortadoğu’nun balkanlaştırılması diyorlar. Ama genel deyim Osmanlıcılık!. Demek ki bunun kaynağı Siyonist İsrail’dir ve 1982 yılında Irak’ın üçe bölünmesi, Musul’un ayrıca Kürtlere verilmesi net bir şekilde ifade ediliyor. Bir ara Harbiye’de açılış dersi verdiği zaman, o zamanlar Kara Kuvvetleri Komutanı olan İlker Paşa’nın da söylediği gibi Musul’da kurulacak olan bir Kürdo Judaik devlet Türkiye’deki Kürtlerin yaşadığı bölgeleri etkisi altına alacaktır. Zaten bunun gelişmelerinde bu vaat edilmiş topraklar, Ermenistan sınırına kadar uzatılıyor. Dolayısıyla Urfa, Diyarbakır ve benzeri yerler de öngörülüyor. Az önce de söyledim: Diyarbakır’la Musul’u birbirinden ayırmak mümkün değildir. Osmanlı taksimatımızda bir zamanlar Diyarbakır vilayet, Musul onun livası idi. Şimdi bunun Türkiye’ye yansımasına geldiğimizde benim araştırmalarıma göre bu Osmanlıcılığın ilk telaffuzu Abdullah Gül’e aittir. 1992 yılında Refah Partisi milletvekili olarak yaptığı bir konuşmada “Bu açıdan bu ikinci Cumhuriyet, Yeni Osmanlıcılık kavramlarını ve bu tartışmaların ortaya gelmesini çok sağlıklı olarak görüyorum ve geleceğe çok ümitle bakıyorum” diyor.
Yeni Osmanlıcılık deyişini Abdullah Gül adındaki zat bir kurtuluş olarak görüyor. Bunu da şimdi hiçbir yerde yayınlamak istemiyorlar. Bu Ali Özoğlu’nun “Şifre Çözüldü” adlı kitabında var. Ali Özoğlu da şu anda Ergenekon davasından tutukludur. ‘Toplumsal haberler’ adlı siteyi de Ali Özoğlu kurmuştu…”
Prof. Dr. Yalçın Küçük, “Bursa Tezleri” adını verdiği ve üzerinde çalıştığı yeni kitabında bu konferansta ele aldığı kimi konuları değerlendireceğini yineledi.
Küçük, söyleşinin ardından, salonun çıkışında kurulan kitap standına geçerek, okuyucuları için kitaplarını imzaladı. Bu arada sorularını yanıtlamayı da sürdürdü.

Fotoğrafaltı:
Yalçın KÜÇÜK

1 Bir ülkeyi nasıl seversiniz? Ben insanlarıyla severim. Herkesin bir koleksiyonu vardır. Ben hapishane koleksiyonu yapıyorum! Sinop’a gitmek istiyordum, denizin altındaymış zindanı. Tam gidecekken kapattılar orasını. Son dönemde iki eksiğimi giderme fırsatım oldu. Metris’i ve Silivri’yi gördüm. Metris’te bir hapishane doktoru tanıdım. Böyle insanlar varsa, bu memlekette yaşanır dedim. Dil kursuna yazılmış, ama hasta hükümlüler yüzünden bırakmış o kursu. Böyle bir insan işte!..

2 Ergenekon dedikleri davanın iddianamesi bir iddianame değildir. Türkiye'de Türk halkının aklına karşı darbe yapılıyor! Türk insanını ‘akılsız’ yapmak,  ‘düşünce fukarası’ yapmak  istiyorlar! Ümraniye'den birkaç bomba,  adliyede bir savcı buluyorsun oldu bitti! İsimlerini anıp onurlandırmak istemediğim kişiler, bununla demokrasi geleceğini söylüyorlar. Savcılar eliyle ilk defa demokrasi geliyor!..  Demokrasi böyle mi geliyormuş, savcıların, emniyetçilerin eliyle?..

3 Abdullah Bey ve Tayyip Bey, bugün bulundukları makamları akıllarından bile geçirmemişlerdi. Hiç düşünmedikleri bu yerlere ellerinden tutulup getirildiler. Canan Hanım (Arıtman) bir tesbitte bulundu Cumhurbaşkanı Gül’ün kökeni konusunda. Abdullah Bey’in cevabı: ‘Bizim aile geçmişimiz eskiden beri Müslüman ve Türk’tür!” Arkadaşlarım, yoldaşlarım; Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir konuşma olmaz! ‘Türk ve Müslüman’ denir. Doğrusu budur çünkü. Dünyanın her yerinde, her dilden bu böyle ifade edilir!..

4 Chomsky’nin ‘ABD,İsrail ve Filistin’ alt başlığıyla, önemli bir kitabı vardır. Chomsky, orada açık olarak bu Siyonist belgeyi “ottomanization”, yani Osmanlılaşma olarak ve Osmanlı İmparatorluğu’na bir dönüş olarak İfade ediyor. Sonra da şöyle devam ediyor. “Bu yeni Osmanlı’nın güçlü bir merkezi olacak. Eskiden Türkiye’ydi, şimdi ABD’nin desteklediği İsrail’dir” diye açıklıyor. Bu kitabın çevirisinde bunlar yer değiştirmiştir. “Eskiden İsrail, şimdi Türkiye merkez olacak” denilmiştir. Kötü niyetli değil ama…

Özgeçmiş
 
Yalçın Küçük
İskenderun, 1938. Prof. Dr. yazar, ekonomist, isim-bilimci, tarihçi, sosyolog.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1960 yılında bitirdi. 27 Mayıs sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev aldı. Türkiye İşçi Partisi Bilim Kurulu’nda çalıştı.  1966'da ODTÜ'de öğretim üyeliğine başladı. Yön, Emek, Ant dergilerinde yazdı. 1971'de doçentliğe yükseldi, 12 Mart askeri darbesinde görevden alındı. 1973-76 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinin ekonomi servisini yönetti. 1970'lerde, TİP'in ikinci kez kuruluşu için çalışmalara katıldı, Yürüyüş gazetesi'nin editörlüğünü yaptı, ancak 1978'de partiden ihraç edildi. 1979'da Sosyalist İktidar dergisini çıkarmaya başladı. Aynı yıl Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde öğretim üyesi oldu. 12 Eylül Darbesi'nden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. 1983'te Bir Yeni Cumhuriyet İçin adlı yapıtından ötürü tutuklanarak, cezaevine girdi; daha sonra aklandı. 1987'de Gazi Üniversitesi'nde profesör oldu ve 1994'te emekli oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra aydınların örgütlenmesinde büyük çaba gösterdi. Aziz Nesin ile birlikte Aydınlar Dilekçesi Hareketi'ni örgütledi. 1987-1992 yılları arasında Toplumsal Kurtuluş adlı sosyalist bir aylık dergi, ardından da Hep İleri adlı bir dergi çıkardı. Özgür Üniversite adıyla bilinen Özgür Ekin Derneği'nin kuruluşunda çalıştı.1993'te Fransa'ya gitti. 1998'de Türkiye'ye geri döndü ve "Kürtçülük Propagandası" yapmaktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000 yılında tahliye oldu.. Ergenekon davası soruşturması kapsamında 7 Ocak 2009 günü Ankara'da gözaltına alınarak  gönderildiği İstanbul'da 11 0cak 2009 günü tutuklandı, 23 Ocak 2009’da serbest bırakıldı.
KİTAPLARI: 100 Soruda Planlama Kalkınma ve Türkiye, Endüstrileşmenin Temel Sorunları: Sovyet Deneyimi, 1925-1940, Türkiye üzerine Tezler I, Türkiye üzerine Tezler II, Bir Yeni Cumhuriyet için, Seçme Teknik Çalışmalar, Aydın Üzerine Tezler (5 cilt),  Bilim ve Edebiyat, Quo Vadimus-Nereye Gidiyoruz?,Türkiye üzerine Tezler III, Küfür Romanları, Estetik Hesaplaşma, Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Kuruluşu,İtirafçıların İtirafları: TKP Pişmanları, Bir Soran Olursa, Yirmi Bir Yaşında Çocuk: Fatih Sultan Mehmet,Kurtuluş Yazısı (Çelik Bilgin ile birlikte),  Türkiye üzerine Tezler IV, Davalarım,Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar, Kürtler Üzerine Tezler, Türkiye üzerine Tezler V, Sovyetler Birliğinde Sosyalizmin Çözülüşü, Emperyalist Türkiye, Marksist Damar, Kürt Bahçesinde Söyleşi, Bir Dikine Ülke,    Dirilişin Öyküsü, Yürüyüş,Bakış,Tarihçe,Sicil,El Kitabı,Sol Marksizm,Aydınlık Zindan (Bilgesu Erenus ile birlikte),Tekelistan,Sırlar (iki cilt), Şebeke: Network, Tekeliyet: Ansiklopedi (2 cilt), Putları Yıkıyorum – Önsözler 1, İsyan 1, İsyan 2, Türkiye Büyülü Hapishanem, Gizli Tarih 1,    Ders 1: Küçülme Savaş,Caligula: Saralı Cumhur,Sol Müdahale, Aforizmalar,    Epilepsi ile Orgazm: Mediko-Politik, Bursa Tezleri (yayına hazırlanıyor)…

BGC Başarı Ödülleri Yarışması sonuçlandı

163 eseri tek tek değerlendiren 7 kişilik BGC Jürisi, toplam 16 başarı, 18 mansiyon ödülü verdi. devamı

BGC YUNUSELİ KONUTLARINDA ELEKTRİK ABONELİKLERİ BAŞLADI

BGC Yunuseli konutlarında elektrik aboneliklerini internet üzerinden veya Merinos’taki hizmet binası ile Agor... devamı

Arınel’in üçüncü kitabı okurlarıyla buluşuyor

Bursa Gazeteciler Cemiyeti üyesi gazeteci-yazar Arzu Arınel’in üçüncü kitabı Kayıp Osmanlılar okurlarıy... devamı

BGC KONUTLARINDA MUTLU SON

BGC Yunuseli Konutları’nın anahtarları Başbakan Binali Yıldırım tarafından verildi. devamı

BAŞKAN RECEP ALTEPE BGC’YE KONUK OLDU

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu’nun Mart ayı top... devamı