“Sinema dünyayı değiştirdi”
Mehmet Ali Alabora, Yüksel Aksu ve Erkut Ertürk “Aydınlarla Yüz Yüze”de, “sinema”yı tartıştılar.
Mehmet Ali Alabora: “Sinema dünyayı değiştirebilir mi? Bu soruyu yanıtım: ‘Değiştirdi bile’ olacaktır. Çünkü gerçekten değiştirmiştir dünyayı ve değiştirmeye de devam etmektedir.”
Yüksel Aksu: “Türk sinemasının eski seyircisi, örneğin benim annemin ve babamın kuşağı öpüşmeyi, kravat takmayı, içki kadehini tutmayı başka yerden değil sinemadan öğrendi.”
Erkut Ertürk: “Sinema ile çevrenin korunması ya da tahribi arasında yakın bir ilişki var. Rol modelleri ve tüketime dönük propaganda mesajları bakımından yıkıcı da, yapıcı da olabiliyor.”
Bursa Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi’nin birlikte düzenlediği “Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri”, Oyuncu Mehmet Ali Alabora, Yönetmen Yüksel Aksu ve Çevre Aktivisti Erkut Ertürk’ün “sinemayı” tartıştıkları söyleşi ile devam etti.
Basın Kültür Sarayı, Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen söyleşinin başlangıcında konuşan Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, konukları, hafta içinde vefat eden Bursa’nın duayen gazeteci ve yazarı Yılmaz Akkılıç için bir dakikalık saygı duruşuna davet etti.
Saygı duruşunun ardından söyleşi konuklarını tanıtan ve yaşam öykülerini özetleyen BGC Başkanı Nuri Kolaylı, “Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri”nin planlandığı gibi sürdüğünü, 25 Mayıs Salı günü Ayşe Kulin’in katılacağı söyleşi ele de tamamlanacağını hatırlattı. Kolaylı, söyleşilerin tamamlanması ile birlikte yeni dönemin hazırlıklarına da başlanacağını söyledi.
Mehmet Ali Alabora, dinleyicilere, “Limon tadındaki bir bahar akşamı havasında balkonda oturup keyif çatmak yerine, kapalı bir salonda söyleşi izleme zahmetine katlandıkları için” teşekkür etti. Alabora, Yüksel Aksu ve Erkut Ertürk’le bu söyleşi için bir araya gelmekle birlikte, “aslında arkadaşlıklarının ve arkadaşlıktan öteye kimi konulardaki ortak tutumlarının hayli eskiye dayandığını” belirtti. Alabora, “Oyunca arkadaşım Erkut Ertürk, bizim meslekte fazla kalmayıp çevre için uğraş vermeyi, çevre aktivisti olmayı seçti. Bu alanda imrenilecek güzellikte işler yapıyor. Yüksel Aksu ile de 10 yıldır, ‘Yılanlar’ filminin çekimlerinden beri arkadaşız, dostuz” dedi.
Mehmet Ali Alabora, söyleşi için BGC’nin söyleşi kordinatörü Hüsam Kurt’tan davet aldıklarında, “Sinema üzerine bir söyleşide nelerin konuşulması gerekir?” diye sorduklarını ve uygun temanın “Sinema Dünyayı Değiştirir mi?” olacağına karar verdiklerini söyledi. Alabora, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ Pekiyi, sinema dünyayı değiştirebilir mi? Bu soruya benim yanıtım: ‘Sormanıza gerek yok, değiştirdi bile’ olacaktır. Çünkü sinema gerçekten değiştirmiştir dünyayı ve gözümüzün önünde değiştirmeye de devam etmektedir. Bugün, biri birimize ‘Bay Bay’ diyorsak, aynı markalardan giysileri, aynı markalardan ayakkabıları, biri birine çok benzeyen konutları, otomobilleri, yiyecek ve içeceği, saç sakal modelini tercih ediyorsak bunu sinemanın dünyayı değiştirme kabiliyetine borçluyuz; özellikle de Amerikan sinemasının!.. Çünkü Amerikan sinema sektörü, dünya sinema üretiminin büyük bölümünü tek başına gerçekleştiren bir sektör. Bundan çok büyük yararlar sağladığı da bir gerçek. Yalnızca ekonomik yarardan söz ediyor değilim. Bu sektörün ve ürettiği sinemanın Amerikan sistemine sağladığı siyasal, ideolojik, felsefi yarar, kuşkusuz ekonomik yararından çok çok daha yüksektir…”
Alabora, bu giriş konuşmasının ardından kimi zaman Aksu ve Ertürk’e söz vererek, kimi zaman da diyaloğu derinleştirmek amacıyla araya girerek söyleşinin daha da keyifli yürümesini sağlamak için çaba harcadı. Bu çabası, esprileri ve açıklamalarıyla da dinleyicilerden alkışla karşılık gördü.
Söyleşinin diğer konuğu Yüksel Aksu, sözlerine, “Sinema Dünyayı Değiştirir mi” sorunsalına, tek bir cephesinden değil birçok cephesinden birden bakmak gerektiğini ifade ederek başladı. Sinemanın, “örneğin, tüketim kalıplarını dayatarak kola tiryakiliğini arttırıp ayranı unutturduğunun bir gerçek olduğunu” belirten Aksu, “ama aynı zamanda farkındalığı artıran, öteki ile diyaloğu geliştiren bir tarafının başka bir gerçek olarak görülmesi gerektiğini” söyledi. Aksu şöyle konuştu:
“Dünya 19. yüzyılı bir roman yüzyılı olarak yaşadı. Bu yüzyıla damgasını roman vurdu, edebiyat vurdu. Herhalde, 16. Ve 17. yüzyılı da ağırlıklı olarak bir resim yüzyılı saymak yanlış olmaz. Resim her konuyu açıklayan bir tılsım düzeyindeydi bu yüzyıllarda. 19. yüzyıldan sonra sinema devri başladı. Yirminci yüzyıl tam bir sinema çağıdır. Yirmi birinci yüzyıl için, televizyon ve internet çağı diyebiliriz, ama biliyoruz ki bunun da temelinde sinema var. Sinema, kolay tüketilebilen bir nesnedir. Onu tüketmek için, oturup seyretmeniz yetiyor. Başka bir zahmet gerektirmiyor. Üstelik seyretmeyi daha da cazip kılacak bir sürü yan ürün sürülüyor piyasaya. Artık evimizde bile üç boyutlu izleyebiliyoruz bir sinema filmini. Böyle olunca sinemanın dünyayı etkileyen ve değiştiren en önemli araçların başında geldiğini zaten açıklıkla görebiliyoruz. Bu değiştirmenin olumlu yanları, olumsuz yanları var. Bu biraz da insanın aklına, bilincine, sorunlara ve dünyaya yaklaşımına bağlı olduğunu kabul etmek gerekir. Peşinen. Sinema kötüdür demek yanlış. Örneğin bizler Amerika’yı, Avrupa’yı, Vietnam’ı, Paris’i yahut Afrika’yı sinemadan öğrendik! Televizyonun veya bir salonda beyaz perdenin karşısına geçiyoruz 90 dakikada bir ülkenin florasını, faunasını, sosyal hayatını, kentlerini tanıyıp öğrenip çıkıyoruz…
Sinemanın dönüştürücü, şekillendirici etkisi, sonuçları çok açık. Türk sinemasının eski kuşak seyircisi, örneğin benim annemin ve babamın kuşağı öpüşmeyi, kravat takmayı, içki kadehini tutmayı başka yerden değil sinemadan öğrendi…”
Söyleşinin son konuşmacısı Erkut Ertürk ise, konuşmasında sinema çevre ilişkisini değerlendirdi. Sinemanın yalnızca tüketim kalıplarını dayatıp yerleştirmenin bir aracı olmadığını, ideolojik yönlendirmenin de bir aracı olduğunu ifade eden Ertürk, “Adam bir filimde sürekli neskafe tüketiyor. Onu taklit edip kahve tüketicisi oluyorum ben de. Başkaları ve başkaları da oluyor. Neskafe’nin üreticisi Nestle, gidip Brezilya da tüm dünya için yaşamsal öneme sahip Yağmur Ormanları’nı talan ediyor. Niçin? Çünkü Neskafe’ye aromasını veren bir tür palmiye ağacı en iyi ve en verimli şekilde orada yetişiyor. Böylece Yağmur ormanları yok olurken, onların yerine palmiye plantasyonları alıyor…”
Söyleşinin sonunda konukların sorularını da yanıtlayan Mehmet Ali Alabora, Yüksel Aksu ve Erkut Ertürk’e, Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı tarafından teşekkür plaketi verildi.




