''Müzakereler Ve Türk Basını''

Bu sayfa 2013-02-28 12:08:52 tarihinde yayınlandı ve 3988 kez okundu.

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu Yüz Yüze Söyleşileri’nin Konuğu Oldu.


EROĞLU:

KIBRIS’TA KALICI BİR ANTLAŞMA İÇİN KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ ŞUNLARDIR.
BİR ; TÜRKİYE’NİN ETKİN VE FİİLİ GARANTÖRLÜĞÜNÜN DEVAM ETMESİ.
İKİ; KUZEY KIBRIS’TA YAŞAYAN HERKESE VATANDAŞLIK STATÜSÜ…

 

DÜNYA TANIMASA DA, BİR DEVLETİN SAHİP OLMASI GEREKEN HER ŞEYE SAHİBİZ. BİZİ TANIMAMALARI, KKTC’NİN VEYA TÜRKİYE’NİN DEĞİL  “MEDENİ DÜNYA” DENİLEN DÜNYANIN AYIBIDIR.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Nilüfer Belediyesi, Uludağ Üniversitesi  ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin birlikte düzenlediği Yüz Yüze Söyleşileri’ne katılarak gündemdeki sorunları değerlendirdi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu ilk söyleşisinde, Uludağ Üniversitesi Rektörlük A Salonu’nda  üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri ile bir araya geldi.

Eroğlu, bu söyleşinin ardından Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin konuğu olarak Basın Kültür Sarayı’na gelerek Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda  ikinci söyleşisini yaptı. Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide Eroğlu, Kıbrıs Türk basınının tarihini özetledi ve gündemdeki siyasal sorunlar ile Kıbrıs’taki anlaşmazlık konularına değindi.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, KKTC’de basının çeşitli aşamalarda geçtiğini anlatarak, ülkedeki mevcut durum için:”Ülkemizde basın özgürlüğü vardır. Esasen basın özgürlüğü bir ülkenin gelişmesinin, demokrasisini, birlik ve beraberliğini güçlendirerek gelişmesinin ön koşuludur. Basın özgürlüğüne sahip olmayan ülkelerde belki ekonomik bakımdan bir gelişme olur, ama bu gelişmenin toplumun tümünün çıkarlarına uygun olması beklenemez” dedi.

Eroğlu, Kıbrıs’ta Türk basınının çeşitli evrelerini özetleyerek şöyle konuştu:

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde basın özgürlüğü vardır. Her gazete ve her gazeteci düşüncesini ifade etmekte, hükümeti veya siyasi partileri tenkit etmekte tamamen serbesttir.  Bu demek değil ki Kuzey Kıbrıs’ta; kraldan fazla kralcı olanlar, tarafsızlık adı altında yandaşlık yapanlar, yalan ve iftiraya dayanan haberlere imza atanlar yok değil!  Bunu yapan gazeteler ve kraldan çok kralcı olan köşe yazarlarımız da var, ama bunu da basın özgürlüğünün bir parçası olarak değerlendirmekten yanayım.  İftiralardan usanıp dava açmışlığım da oldu. Bir kere yaptım bunu. Mahkeme de öyle bir aşamaya geldi ki, sonuçlanmak üzereydi. Fakat muhatap özür dileyince, orada bıraktım. Vazgeçtim davayı sürdürmekten. Çürkü hiçbir manası yok. Mühim olan, medeni ölçüler içinde özür dilemesini bilmek. Medeni ölçüler içinde yanlıştan vazgeçmek…

Kıbrıs Türk basınını çeşitli dönemlerdeki tutumu ile değerlendirmek yerinde olur. Bunlardan birincisi; Kıbrıs’ta,Türk bayrağının indirilip yerine İngiliz bayrağının dikilmesiyle başlayıp 1955’lere kadar devam eden dönemdir. Türk basını, bu döneme bütün Türk toplumu gibi büyük bir şokla başlamış, ardından da müstemleke koşulları altında milli birlik ve bütünlüğü korumak için gayret göstermiştir. Birinci Dünya Harbi ve Kurutuluş Savaşı yıllarında, Türk basınımızın Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyip Kıbrıs Türklerini bunlardan haberdar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz.  Rumların 1931 yılında İngiliz yönetimine karşı ayaklanıp İngiliz valiliğini işgal etmeleri ile başlayan süreçte basın, Türklerin talepleri ile Türkler üzerindeki baskılara ve Türklerin yerel sorunlarına daha fazla ağırlık vererek bir bakıma kendi içine kapanmıştır. 

EOKA’nın ilk bombayı patlatarak, bir bakıma Türklere de gözdağı vermesiyle başlayan ikinci dönemde ise, Türk basını tamamen milli birlik ve bütünlüğü korumaya odaklanmıştır. Bu süreç KKTC’nin kurulmasına kadar böyle devam etmiştir.

Günümüzde devam etmekte olan üçüncü dönemde ise, kendi devletine sahip olmanın rahatlığı egemendir ve basının asıl konusunu içerdeki sorunlar ile yönetimin veya farklı görüştekilerin tenkidi, eleştirisi oluşturmaktadır.

 

CUMHURBAŞKANI OLMAYI HAYAL EDEMEZDİM

Eroğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir çocuk, kolej öğrencisi sevgili Kuzey Tunç sordu: Çocukluğunuzda bir gün ülkenizin cumhurbaşkanı olacağınızı hayal etmiş miydiniz diye. Maalesef, böyle bir hayalim yoktu. Olması da mümkün değildi. Bir müstemlekede yaşıyordum çünkü. Bir müstemlekede yaşayan çocukların bir gün ülkelerinde cumhurbaşkanı veya başbakan olma hayalleri olmaz. Gene de bir hayalim vardı tabii. O da mesleğim olan hekimlik değildi doğrusu. İyi bir hekim olduğumu söylerler, olabilir de, ama benim hayalim kesinlikle Türkiye’de Hava Harp Okulu’na girip oradan pilot olarak mezun olmaktı.  Bunun için başvurumu yaptığımda dediler ki, “Sen, İngiliz vatandaşısın. Olmaz!”…

Öyle ya, Türk idim, ama Türk vatandaşı değildim!  İngiliz müstemlekesinde yaşadığıma göre de İngiliz vatandaşıydım, ama aslında onların vatandaşı da değildim. Nüfus hüviyet cüzdanlarımızın milliyet hanesinde “Türk”; dil hanesinde “İngilizce”;din hanesinde “Müslüman Hanefi”  ve vatandaşlık hanesinde de “Kıbrıs” yazmaktaydı…

Namık Kemal Lisesi’nin ilk mezunlarındanım ve “pekiyi” derecesiyle yurt dışında okumaya da hak kazanmıştım. Sınav için başvurduğumda, “Ana dilin nedir?” sorusuna “Türkçe” diye yanıt vermiştim; ama “hayır, Türkçe ancak yabancı dilin veya ikinci dilin olabilir” dediler.  Mecburen “yabancı” dilden sınava girdim ve tabii on üzerinde on alarak sınavı kazandım.

Bizim koşullarımız o gün böyle idi. Şimdi çok şükür, Anavatanımızın sayesinde, Anavatan’ın fedekarca desteği sayesinde her şeyimiz var.

 

“MEDENİ DÜNYANIN” AYIBI

 

Cumhurbaşkanı Eroğlu, Kıbrıstaki müzakere leri ve müzakere sürecini değerlendirirken de şöyle konuştu:

“Kıbrıs’ta kalıcı bir antlaşma için bizim bir takım olmazsa olmazlarımızın bulunduğunu herkes biliyor. Bunlara “Kırmızı Çizgiler” de diyebilirsiniz. Bizim kırmızı çizgilerimiz en başta şunlardır: Bir; Türkiye’nin Kıbrıs’ta fiili ve etkin garantörlüğünün kesintibis olarak devam etmesi ve iki; Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan Türkler’in koşullar ne olursa olsun vatandaşlık statülerinin değişmemesi…

Kıbrıs’ta bugün, en önemli sorunun “Güven sorunu” olduğunu kabul etmek lazım. Türkler Rumlara güvenmiyor, Rumlar da Türklere. Rumlar mesela, Türk askerini adada görmek istemiyor ve Türk askerinin mutlaka çekilmesi gerektiğini savunuyor. Türkler ise, Türkiye’nin garantörlüğü olmadan yok olacaklarını düşünüyor ve biliyor. Türk askeri sayesinde kurtuluşa kavuşmuşlar, Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini de çok tabiidir ki istemiyorlar… “

Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar uzlaşma niyetinde olmadığını her vesile ile ortaya koyduğunu ifade eden Eroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“Biz Kıbrıs Türk toplumu olarak, bizi dünya tanımasa da, bir devletin sahip olması gereken her şeye sahibiz. Bunun bilincindeyiz, bunun farkındayız. Bizi tanımamaları KKTC’nin veya Türkiye’nin değil  “Medeni Dünya” denilen AB’nin ve BM’nin ayıbıdır. Sorun çıkaranlar Rumlar, anlaşma önerilerini reddedenler genre Rumlar, ama tanımayarak mağdur edilenler Türkler!”

Eroğlu söyleşi sonrasında dinleyicilerin yönelttiği soruları da yanıtladı.

Marmara Bayram okurlarıyla buluşacak

BGC Marmara Bayram’ın ana teması, “Bursa’nın tarihi mirası” olarak belirlendi. devamı

Yusuf Kotaman’ı kaybettik

BGC üyesi Yusuf Kotaman, tedavi gördüğü Çekirge Devlet Hastanesinde yaşamını yitirdi. devamı

Kolaylı: Medya özgür olmalı

Kolaylı, 24 Temmuz Basın Dayanışma Günü nedeniyle açıklama yaparak basın özgürlüğünün önemine dikka... devamı

BGC'LİLER İFTARDA BULUŞTU

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeği, gazetecileri ve ailelerini buluşturdu. devamı

Marmara Bayram’ın konusu “Bursa’da kentsel dönüşüm”

Ramazan Bayramı’nın ilk günü yayınlanacak olan Marmara Bayram Gazetesi’nde ana konu olarak “Bursa’da k... devamı