A.TELLİ-Ş.ERBAŞ-A.TİMUÇİN
“Aydınlarla Yüz Yüze” de “Şiir ve Güncellik” tartışıldı
-AFŞAR TİMUÇİN: GÜNCEL ‘ŞİMDİ’ İLE, ‘GELDİ GEÇTİ’ İLE İLGİLİ. ŞİİR
GÜNCELLİĞE SAPLANIP KALMAK YERİNE DEVAMLI OLANIN PEŞİNE DÜŞMELİ…
-AHMET
TELLİ: GÜNCELLİK, ACABA BİZİ ÖNEMSİZLEŞTİREN, BİZE BİR ŞEYLER DAYATAN
SİYASET Mİ? ŞİİR YÜKSEK SESLE KONUŞMAZ AMA ONDAN DAHA KALICIDIR.
-ŞÜKRÜ
ERBAŞ: GÜNCELLİK TARTIŞMASI ŞİİRİMİZİN SON YILLARDAKİ DURUMUYLA
İLGİLİDİR. ANCAK BURADAKİ OLUMSUZLUK, GÜNCELLİĞİN REDDİNİ GEREKTİRMEZ.
Nilüfer
Belediyesi, Uludağ Üniversitesi, Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin
ortaklaşa düzenlediği “Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri” devam ediyor.
Basın
Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen 16. söyleşinin
konukları Afşar Timuçin, Ahmet Telli ve Şükrü Erbaş’tı. Şair Hüsamettin
Kurt’un kolaylaştırıcılığında gerçekleşen söyleşide “Şiir ve Güncellik”
tartışıldı.
Afşar Timuçin, “Güncel ‘şimdi’ ile, ‘geldi geçti’ ile
ilgili. Şiir, edebiyat ve sanatın öteki dalları güncelliğe saplanıp
kalmak yerine devamlı olanın, kalıcı olanın peşine düşmelidir” dedi.
Sözlerine,
“Şiir söz konusu olduğunda ‘güncel’ sözü beni düşündürüyor, hatta
irkiltiyor” diye başlayan Afşar Timuçin, şöyle devam etti:
“Çünkü
insan geçmişi ve geleceği olan varlıktır. Onu gündelik bilinçten çok
evrensel bilinç ifade eder. Evrensel bilinç gelip geçicinin üzerine
kurulmadığı gibi, gelip geçicide açıklamasını da bulamaz. Evrensel
bilinç uzamda ve zamanda her yöne akarak etkin olur. Bu bakımdan her
zaman anlık olandan, değişir olandan genel olana, değişmez olana bakmak
gerektiğini düşünürüm. Öyle geliyor ki, sanatta, edebiyatta güncel
olanla yetinmek yüzeyselliğe götürür. Bu söylediğimden ‘güncel
önemsizdir’ dediğim çıkarılmasın. Güncel önemli, ama ona takılıp kalmak
derinlik, evrensellik anlamında engelleyici…”
Afşar Timuçin,
“güncele takılıp kalmamaya” örnek olarak Mollier’in Cimri’sini,
Şekspir’in Venedik Taciri’ni, Flaubert’in Madam Bovary’sini ve
Dostoyevski’nin Karamazof Kardeşler’ini gösterdi. Adı geçen yapıtların
zamanın olaylarından, kahramanlarından yola çıkılarak yazılmasına
karşılık, günümüzde de başyapıtlar kalmaya devam ettiğini hatırlatan
Timuçin, bunun insana ve olaylara güncelin üzerinden, çağın üzerinden
bakılması ile mümkün olabildiğini söyledi. Yakın geçmişimizde, bir
trafik kazasının, bir depremin ya da toplumun ilgisini çeken bir
cinayetin ardından yazılıp sokaklarda gazete gibi satılan “destan”ların
olduğunu hatırlatan Timuçin, şöyle sürdürdü:
“Bu destanlar, bir
gelenekten beslenseler de günceli anlatmakla sınırlanmışlardır.
Etkileri sabun köpüğü gibi geçicidir. Ömürleri, olaya duyulan ilginin
ömrü kadardır, birkaç gündür. Sonra, unutulur giderler… Buna karşılık
diyelim Lorca’nın Karartma’sı, sözünü ettiği olay, sözünü ettiği
insanlar hepten unutulup gitse de evrensel bir bilince yaslandığı için
yaşamaya ve okunmaya devam eder: ‘Kapılar tutulmuş neylersin/ Neylersin
içerde kalmışız/ Yollar kesilmiş/ Şehir yenilmiş neylersin’…”
“Siyasete
yakın sanatçılar güncele de daha yakındırlar” diyen Timuçin, bunun
anlaşılır bir durum olduğunu, gençliğinde kendisinin de siyasete yakın
durduğu dönemlerde güncel olanla daha ilgili olduğunu söyledi. Buna
karşılık, güncel olarak değerlendirilebilecek tek bir şiirinin olduğunu
belirten Timuçin, onu da oğlu öldürülen bir babanın isteği üzerine
yazdığını söyledi.
Timuçin, şöyle konuştu: “Ne zamandır güncel olana
ilgim kalmadı. ‘Bu toplumda yaşamıyor musun?’ diyebilirsiniz. Elbette
herkes gibi, hepimiz gibi bu toplumda yaşıyorum. Toplumu etkileyen her
şey kuşkusuz beni de etkiliyor. Siyasal olaylar, siyasal tartışmalar,
seçimler, muhalefet iktidar çekişmesi, çarşı pazar hadiseleri,
pahallılık… Kısacası günlük gazetelerin, televizyon yayınlarının
başlıca malzemesi olan hemen her şey!.. Ama ne kadar yapabiliyorsam,
‘kalıcı’ olanın, ‘devamlı’ olanın peşinde olmaya; ‘bugün olan’ın değil
de yüzyıllar içinde olanın peşinde olmaya çalışıyorum. Güncele sıkışıp
kalırsam, genel insan gerçeğine, tarihsel süreçler boyunca gelişen
insan gerçeğine varamam. Güncel olan özgürlüğümü kısıtlıyor, beni
‘basit’in, ‘bayağı’nın içine çekiyor, hapsediyor. Bu yüzden güncelden
uzak duruyorum.”
HAYAT ŞİİRİ ÇAĞIRIYOR
Ahmet Telli, günlük
yaşamda yüz yüze olduğumuz hemen her şeyin, insana, “Beni dinle!”,
“Ben cazibim!”, “Ben en iyisiyim!” diye haykırdığını; günlük dilin de
bu çerçevede sıkışıp kaldığını söyledi. Telli, “Bu yüzden hayat,
durmadan şiiri çağırmaktadır“ dedi.
Teli şöyle konuştu: “Güncellik;
acaba bizi önemsizleştiren, bize sürekli bir şeyler dayatan, bizi
sürekli seçim yapmaya zorlayan tüketimin dili mi? Güncellik; kaba
propagandasıyla bizi, birini değil ötekini almaya, biri ile değil öteki
ile özdeşleşmeye zorlayan siyaset mi? Şiir; siyaset gibi yüksek sesle,
buyurganlıkla, dayatmalarla konuşmaz, ama açıktır ki ondan daha
kalıcıdır. Siyaset bir egemenlik alanı olarak insanın taraf olmasını,
biat etmesini, böylece ötekini ayırmasını ister. Oysa şiir, bir iktidar
aracı değil, onu reddeden eşit olma duygusu, düşüncesi ve
ideolojisidir…”
Ahmet Telli, okul kitaplarındaki “şiir duyguların
terennümüdür, şiir duygularla yazılır” şeklindeki şiir tanımının,
“dünyanın bilinen en ebleh tanımlaması” olduğunu da söyledi. Telli,
şöyle konuştu: “Şiir fikirlerle yazılır. Salt duygularla şiir
yazılsaydı, Melih Cevdet’in dediği gibi, komşu kızına aşık delikanlıyı
ya da komşu delikanlıya aşık kızı, potansiyel şairlerimiz saymak
gerekirdi.
Aşık Veysel, “Kurt ile kuzu birlikte yaşardı, fikirler
başka başka olmasaydı” der. Tevfik Fikret de, “Vicdanı hür, fikri hür”
bir nesilden söz eder şiirinde… Şiirin alt yapısını fikirlerde
görüyorum ben de. Ne yazık ki, fikrin üzerinde tüketim kalıplarının
saltanatı var. Ama şiirin kan dolaşımını düzenleyen ana düzenek
‘itiraz’dır. Çünkü şiir bir özgürleştirme olanağı ve aracıdır. Bu
bakımdan şiir, günlük duygulanımların ötesinde bir şey olduğu gibi,
tüketimin dayattıklarından da daha kalıcıdır.
Güncellik,
teknolojinin bir çığ gibi üstümüze çökmesi sonucunda yalnızca tekniğin
dayattıkları ile konuşmak ve yaşamak mı? Bilgisayar dili milenyumun
markası olmaya çalışmakta. Bu kimi şairi heyecanlandırıyor.
Heyecanlandırabilir de. Altında yatan: Zeki olan yazsın! Teknoloji ile
başa çıkabilen, onunu diline egemen olabilen yazsın! Bu şiirin
geçmişten damıtıp getirdiğini ortadan kaldırır mı? Bu deneyselliğe
karşı kendimi gelenekçi olarak mı görmeliyim? Hayır!.. Şiir, tüm
otoritelere karşı ve gelenekçiliğin otoriteye dönüştüğü durumlarda
geleneğe karşı da bağımsızlığını korumak zorundadır. Hayat bu yüzden
şiiri çağırmaktadır. Hayat kendi şiirini, eşitlik duygusunu,
ideolojisini hep üretir. Her şeye cevap yetiştirerek değil ama
tözsüzleşme ve düzleştirme haline, ‘yaşıyorum ya’ diyen kanıksama
haline, duyumsamama ve duyurmama haline karşı üretir.”
Konuşmasının
devamında, günümüz insanının dünyadaki tüm dillerin yalnızca yüzde
dördünü kullandığını ifade eden Telli, “Dillerini unutmuş
Amerikalıların mutsuzluklarını dünyanın başka bölgelerine kan ve ateş
halinde dağıtmalarının” şaşırtıcı olmadığını söyledi.
Telli, sözlerini şöyle tamamladı: “Şunu söyleyebiliyorum: Şiir çıkmazda! Çünkü insan çıkmazda!..”
USTAMIN USTASI, ÇIRAĞIMIN ÇIRAĞIYIM
Şükrü
Erbaş, konuşmasına Sufi ozanların “içimi ısıtan, yakan” dediği kimi
şiirlerine dikkat çekerek başladı. Hallacı Mansur’un “Cehennem acı
çektiğimiz yerdedir; acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdedir”
dediğini hatırlatan Erbaş, bu tanımın özellikle bugünün insanın
yaşadıklarına uygun düştüğünü söyledi.
Eğitim Sendikası’nın
yayımladığı bir rapordan alıntılar yaparak konuşmasını sürdüren Erbaş,
şunları söyledi: ”Rapordaki bir saha çalışmasına ilişkin sonuçlar,
sözcüğün tam anlamıyla dehşete düşürüyor insanı. Sonuçlar şöyle:
Türkiye’de her birimiz günde ortalama 5 saat televizyon izliyoruz… Buna
karşılık okumaya ayırdığımız zaman bir yılda, kişi başına ortalama
yalnızca 6 saat! Bunun cehennem olduğunu düşünmez misiniz? Azerbaycan 7
milyon nüfusu olan bir ülke, ama bir kitap 100 bin basılıyor. Biz,
nüfus bakımından 100 milyon sınırını zorluyoruz, fakat bir kitabın bin
adet basılmasını ‘iyi’ sayıyoruz. Bunun bir sonucu olarak düzenli kitap
okuyan yurttaş sayısı 10 binde bir bile değil… Antalya’nın en büyük
kitapçısı olarak bilinen kitapçı dostuma sordum, Melih Cevdet Anday’dan
kaç kitap sattığını? Son bir yılda yalnızca bir tane! Bu ülkenin en
ünlü şairlerinden biri, ama Antalya gibi bir kentte yılda yalnızca bir
tane kitabı satılıyor! Şimdi neden ‘ürkütücü sonuçlar’ dediğimi anlıyor
musunuz? Eğitim Sen’in araştırmasından bir rakam daha vereyim:
Türkiye’de kitap için ayırdığımız para yalnızca 0.60 lira. Amerikan
doları olarak: 0.45 dolar. Yani bir Türk lirası bile değil!...
İşte böyle bir gerçeklik içinde edebiyat yapmaya çalışıyoruz!”
“Şiir
ve güncellik” çerçevesindeki tartışmanın şiirimizin son yıllardaki
durumuyla yakından ilgili olduğunu ifade eden Erbaş, “Ancak buradaki
olumsuzluk güncelliğin reddini gerektirmez” dedi. Erbaş, şöyle konuştu:
“Elbette
şair, aşklarını, acılarını filan söyleyecek. Mekan yok, zaman yok… Öyle
bir genelleme içinde… Ama bakıyorsunuz: şiirde, güneş, ay, yağmur, kar,
kış, soğuk, sıcak soyut imgelere dönüşüyor! Şair bakkala gitmiyor! Alış
veriş yapmıyor! Otobüse, trene,tramvaya binmiyor! Kısacası yaşadığımız
hayatı yaşamıyor! Kendi varlığını ve kişiliğini oluşturan koşullarla
hiçbir şekilde bağ kurmuyor, kuramıyor… Toplumsal arka planı olmayan,
içi boşalmış, yabancılaşmış bireyi yazan şiir kimseyle kucaklaşmıyor,
buluşmuyor. Böyle bir derdi de yok! Ama böylesi ‘dertsiz’ bir şiir olur
mu? Şiirin hep bir derdi olacak. Şiirin her zaman bir söylediği olacak.
Olmalı!...”
Güncelden yola çıkmadan iyi bir gelecek tasarımının
olmayacağını düşündüğünü ifade eden Erbaş, “Güncel olmadığını
savunduğumuz şiirler de sonunda günümüze yaslanır, ‘güncel’ olmasalar
da bugünden yola çıkarlar, bugünden çıkmak zorundalar. Çünkü söz,
zamanı ne kadar aşıyor olursa olsun ancak kendi zamanına aittir. Ancak
zamanının nesnel gerçekliğini ifade edebildiği, kavrayabildiği ölçüde,
öteki zamanların da nesnel gerçekliği olabilir. Mollier’in Cimri’si,
Servantes’in Don Kişot’u, Homer’in İlyada’sı böyledir. Zamanlarının
nesnel gerçekliğini kavrayabildikleri için, sonraki zamanlarda da
varlıklarını, etkilerini korurlar. Çünkü geçici bir sürü ayrıntı
insanın kalıcı yanını, özünü dokuyup durmaktadır. Bunu kolayca ayıklama
şansı yoktur. Aksi halde zamansız ve mekansız bir sanat söz konusu
olurdu ki, olmaz!..” diye konuştu.
İnsanın güncelle ilişkisinin çok
sağlam olması gerektiğini, aksi halde geleceğe taşıyacağı fazla bir
şeyinin olamayacağını savunan Erbaş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir
söz var: Ustamın ustası, çırağımın çırağıyım! Ustamın ustası, çırağımın
çırağıysam şiirim insanlığın birikiminden yararlandığı gibi, onu
geleceğe taşımanın da aracı olabilir. Bu yüzden yapabildiğim kadar iyi
şiir yazmaya çalışıyorum…”
FOTOĞRAFALTI
Afşar TİMUÇİN
1“İnsanı
gündelik bilinçten çok evrensel bilinç ifade eder. Evrensel bilinç
gelip geçicinin üzerine kurulmadığı gibi, gelip geçicide açıklamasını
da bulamaz. Evrensel bilinç uzamda ve zamanda her yöne akarak etkin
olur. Bu bakımdan her zaman anlık olandan, değişir olandan genel olana,
değişmez olana bakmak gerektiğini düşünürüm. Öyle geliyor ki, sanatta,
edebiyatta güncel olanla yetinmek yüzeyselliğe götürür. Bu
söylediğimden ‘güncel önemsizdir’ dediğim çıkarılmasın.”
2“Elbette
bu toplumda yaşıyorum. Toplumu etkileyen her şey beni de etkiliyor. Ama
ne kadar yapabiliyorsam, kalıcı olanın, devamlı olanın peşinde olmaya,
bugün olanın değil de yüzyıllar içinde olanın peşinde olmaya
çalışıyorum. Güncele sıkışıp kalırsam, genel insan gerçeğine, tarihsel
süreçler boyunca gelişen insan gerçeğine varamam. Güncel olan
özgürlüğümü kısıtlıyor; beni ‘basit’in, ‘bayağı’nın içine çekiyor,
hapsediyor. Bu yüzden güncelden uzak duruyorum.”
Ahmet TELLİ
1“Şiir
fikirlerle yazılır. Salt duygularla şiir yazılsaydı, Melih Cevdet’in
dediği gibi, komşu kızına aşık delikanlıyı ya da komşu delikanlıya
aşık kızı, potansiyel şairlerimiz saymak gerekirdi. Aşık Veysel, “Kurt
ile kuzu birlikte yaşardı, fikirler başka başka olmasaydı” der. Tevfik
Fikret de, “Vicdanı hür, fikri hür” bir nesilden söz eder… Şiirin alt
yapısını fikirlerde görüyorum ben de. Ne yazık ki, fikrin üzerinde
tüketim kalıplarının saltanatı var. Ama şiirin kan dolaşımını
düzenleyen ana düzenek ‘itiraz’dır.”
2“Bu deneyselliğe karşı
kendimi gelenekçi olarak mı görmeliyim? Hayır!.. Şiir, tüm otoritelere
karşı ve gelenekçiliğin otoriteye dönüştüğü durumlarda geleneğe karşı
da bağımsızlığını korumak zorundadır. Hayat bu yüzden şiiri
çağırmaktadır. Hayat kendi şiirini, eşitlik duygusunu, ideolojisini hep
üretir. Her şeye cevap yetiştirerek değil ama tözsüzleşme ve
düzleştirme haline, ‘yaşıyorum ya’ diyen kanıksama haline, duyumsamama
ve duyurmama haline karşı üretir.”
Şükrü ERBAŞ
1“Antalya’nın
en büyük kitapçısı olan dostuma sordum, Melih Cevdet Anday’dan kaç
kitap sattığını? Son bir yılda yalnızca bir tane! Bu ülkenin en ünlü
şairlerinden biri, ama Antalya gibi bir kentte yılda yalnızca bir tane
kitabı satılıyor! Şimdi neden ‘ürkütücü sonuçlar’ dediğimi anlıyor
musunuz? Eğitim Sen’in araştırmasından bir rakam daha vereyim:
Türkiye’de kitap için ayırdığımız para yalnızca 0.60 lira. Amerikan
doları olarak: 0.45 dolar. Yani bir Türk lirası bile değil!..
2“Bakıyorsunuz:
şiirde, güneş, ay, yağmur, kar, kış, soğuk, sıcak soyut imgelere
dönüşüyor! Şair bakkala gitmiyor! Alış veriş yapmıyor! Otobüse,
trene,tramvaya binmiyor! Kısacası yaşadığımız hayatı yaşamıyor! Kendi
varlığını ve kişiliğini oluşturan koşullarla bağ kurmuyor, kuramıyor.
Toplumsal arka planı olmayan, içi boşalmış, yabancılaşmış bireyi yazan
şiir kimseyle kucaklaşmıyor, buluşmuyor. Böyle bir derdi de yok! Ama
böylesi ‘dertsiz’ bir şiir olur mu? Şiirin hep bir derdi olacak!”
ÖZGEÇMİŞ
Afşar TİMUÇİN
Manisa, Akhisar 1939. Prof. Dr. Şair, yazar
Yüksek
öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve
Edebiyatı Bölümü’nde başladı. 1967 yılında, eğitimini tamamlamak üzere
Kanada'ya gitti. 1967'de Montreal Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde
lisans eğitimini, 1970'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını
tamamladı. 1968–1970 yılları arasında Fransızca okutmanlığı yaptı. 1981
yılında doçent, 1992 yılında profesör oldu. Bir süre Kocaeli
Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanlığı görevini yürüttü. Kocaeli
Üniversitesi'nden 2006 yılında emekliye ayrıldı. 1970 yılında “Türkiye
Radyo ve Televizyon Kurumu Sanat Ödülleri”ni, “Türk Dil Kurumu
Eleştiri Ödülü’nü, 1997’de “1997 Truva Kültür ve Sanat Ödülleri”ni,
2003’te Yılın Eğitimcisi Ödülü’nü, 2004’te de “Homeros Emek Ödülü”nü
aldı.
Felsefi, edebi, akademik dallarda çok sayıda eser üretmenin
yanında son elli yıllık süreçte Ataç, Dönem, Milliyet Sanat, Papirüs,
Soyut, Yazko, Yelken, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık gibi edebiyat
dergileri ile kimi günlük gazetelerde ve çeşitli ülkelerde yayımlanan
felsefe ve edebiyat dergilerinde çok sayıda şiiri ve yazısı yayımlandı.
Timuçin’in eserleri:
Felsefe,
düşün, araştırma, inceleme: Descartes/Descartes'çi bilgi kuramının
temellendirilişi (Doktora tezi), Aristoteles Felsefesi, Nazım Hikmet'in
Şiiri, Descartes Felsefesine Giriş, Niçin Yapısalcılık Değil, Niçin
Varoluşçuluk Değil, Estetik, Düşünce Tarihi I/ Gerçekçi düşüncenin
kaynakları, Düşünce Tarihi II/ Gerçekçi düşüncenin gelişimi, Düşünce
Tarihi III/ Gerçekçi düşüncenin çağdaş görünümü, Felsefe Sözlüğü,
Sevmek Ne Güzel Şeydir, Gerçekçi Düşünce Gerçekçi Sanat, Felsefe Bir
Sevinçtir, Özgür Prometheus, Aşkın Diyalektiği, Ölesiye Sevmek, Yeni
Şiirimizin Kısa Romanı, Felsefeye Giriş, Demokrasi Bilinci, İçimizdeki
Deprem, Estetik bakış , Erken Ölümler, Felsefe giriş,
Şiir: Çöl,
Destanlar, Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz, Savaşçı Türküleri, Boş
Beşik, Ey Benim Güzel Sevdalım, Bu Sevda Böyle Gider, Arınmalar, Akşam
Türküleri, Bulutlar Deniz Kokar,
Roman: Yarına Başlamak , Gece Gelen Eski Dost, Kıyılar Durunca.
Öykü: Denizli Pencere, Neden Bazı Akşamlar, Aşk Olsun Kırlangıçlar.
Çeviri
: Vietnam Şiiri (A. Kadir'le), Filistin Şiiri (A. Kadir'le), Portekiz
Sömürgeleri Şiiri (A. Kadir'le), Diyalektik (Paul Foulquié'den),
Sosyoloji Tarihi (Gaston Bouthoul'den), Tek Boyutlu İnsan (Herbert
Marcuse'den, T. Tunçdoğan'la), Aşk (Pierre Burney'den), Acı (André de
Richaud'dan), Sisler Rıhtımı (Pierre Mac Orlan'dan), Diyalektik
Araştırmalar (Lucien Goldmann'dan, M. Sert'le), İnsan Bilimleri ve
Felsefe (Lucien Goldmann'dan, F. Aynuksa ile), Keşişin Köpeği (Dino
Buzzati'den), Kant Felsefesine Giriş (Lucien Goldmann'dan), Eskiçağ
Maddecileri (Paul Nizan'dan), Yöntem Üzerine Konuşma (René
Descartes'dan Yüksel Timuçin'le), Metafizik Üzerine Konuşma
(Leibniz'den).
Ahmet TELLİ
Çankırı, Eskipazar 1946. Şair, yazar, eğitimci.
Hasanoğlan
ve Pazarören öğretmen okullarında eğitim gördü. Bir dönem köy
öğretmenliği yaptı. Ardından Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi.
Anadolu’da çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 12 Eylül’den sonra
uzunca bir süre tutuklu kaldı.
1960 sonrası toplumcu gerçekçi
şiirimizin ikinci kuşağında yer alan özgün şairlerden kabul edilen
Ahmet Telli, 1980 yılında “Toprak Şiir Ödülü”nü Hüznün İsyan Olur
kitabı ile (Metin Altıok’la paylaştı), 1982 yılında da “Yazko Şiir
Özendirme Ödülü”nü Saklı Kalan adlı kitabıyla aldı.
Şiir kitapları:
Yangın Yılları, Hüznün İsyan Olur, Dövüşen Anlatsın, Saklı Kalan, Su
Çürüdü, Belki Yine Gelirim, Çocuksun Sen, Kalbim Unut Bu Şiiri, Barbar
ile Şehla.
Diğer eserleri: Ben Hiçbir Şey Söylemedim, Sulara mı Yazıldı, Buradayım Sözümde…
Şükrü ERBAŞ
Yozgat, 1953. Şair, yazar.
İlk
ve ortaöğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü
Sosyal Bilimler Bölümü'nden 1978'de mezun oldu. Toprak Mahsulleri
Ofisi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, bu kurumdan emekli oldu. Yarın
dergisi yazı kurulunda görev yaptı (1984). Edebiyatçılar Derneği'nde
yöneticilik görevinde bulundu (1993-1999). Halen Antalya'da
yaşamaktadır.
Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978
yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf
Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir
kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf"
şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir
kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.
Eserleri:
Küçük Acılar, Aykırı Yaşamak, Yolculuk , Kimliksiz Değişim, Bütün
Mevsimler Güz, Dicle Üstü Ay Bulanık, İnsanın Acısını İnsan Alır,Kül
Uzun Sürer, Gülün Sesi Gül Kokar, Bir Gün Ölümden Önce,Derin Kesik, Üç
Nokta Beş Harf, Sarkacın Kalbi, Yalnızlık Heceleri, İnsan Sevmezse
Ölür, Gölge Masalı, Unutma Defteri.





