BANU AVAR
Bursa Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi’nin birlikte düzenlediği Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri, Banu Avar’ın konuk olduğu söyleşiyle devam etti.
“Yeni Dünya Düzeni” en tepedekilerin kurguladığı bir düzendir. İstenen
tek kültürlü, tek hukuklu, tek ordulu, tek bayraklı, tek dinli bir
dünya devletidir…”
-Yakında hepimiz 4-C’li olacağız. Bunun önüne
geçmenin tek çaresi Tekel işçileri ile dayanışma içinde olmak, Tekel
işçilerinin mücadelesini destek vermektir.”
Nilüfer Belediyesi ile
Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği Aydınlarla
Yüz Yüze Söyleşilerinin konuğu gazeteci yazar Banu Avar’dı. Basın
Kültür Sarayı, Uğur Mumcu Koferans Salonu’nda yapılan söyleşi
Bursalılardan büyük ilgi gördü. Salonda tüm koltuklar doldu. İkinci
salon da dev perde ile konukların izlenimine açılmasına karşılık,
izleyicilerin bir kısmı söyleşiyi ayakta dinlemek zorunda kaldı.
BGC Başkanı Nuri Kolaylı’nın yönettiği söyleşide Banu Avar, sözlerine Tekel işçilerine desteğini açıklayarak başladı.
Avar,
“Tekel Dayanışma Grubu” adıyla bir grup oluşturduklarını, kendisinin de
bu grubun temsilciliğini üstlendiğini söyledi. Avar, şöyle konuştu:
“Dediğimiz
şudur: Çok yakında hepimiz 4-C’li olacağız. Bazıları bunu anlamıyor.
Garip imeiller alıyorum. Buradan anlıyorum meseleyi hiç
anlamadıklarını. Yakında şöyle olacak: AB’nin dayattığı yeterlik
belgesi istenecek Türkiye’de her meslek için. O yeterlik belgesine
sahip olmayana iş verilmeyecek. O belgeyi alamayan çalışamayacak. Nasıl
rahatlıkla her şeylerini satıyorlarsa, işsizlik sorununu da üstümüze
yıkarak çözmeye çalışacaklar. Mesela doktorlar, avukatlar için geçerli
bir durum. Ne kadarı olur bilmiyorum, ama hesapları böyle. Üzerimize
biçtikleri elbise budur. Hepimizi 4-C’li yapmak istiyorlar. Bu
saldırıda 2010 yılı özellikle çok önemli. Bu ayın 27’sinde
Diyarbakır’da bir toplantı yapılacak. ABD’nin kimi önemli adamları ile
istedikleri gazetecileri çağırdılar bu toplantıya. Açılım olayını
yeniden ısıtmaya, yeniden gündeme getirmeye çalışacaklar.”
Türkiye’ye
biçilen, ama Türkiye’ye iyilik getirmeyeceği de açık olan bu deli
gömleğine karşı direnmek gerektiğini belirten Avar, bunun yolunun da
özellikle Tekel işçileri ile dayanışmadan geçtiğini söyledi. Avar, “4-C
yasasının ortaçağda bile örneğinin olmadığını, sigortalı olmayı
olanaksızlaştırdığını, kıdem tazminatı gibi hakları yok ettiğini” ifade
ederek şöyle devam etti:
“4-C’ye karşı bugün, tek çare Tekel
işçilerinin yanında olmaktır. 4-C demek iki dudak arasında olmak
demektir. Geleceğin ne olacak? Ne olacağı işverenin iki dudağı arasında
olacak. Bu yüzden Tekel işçileri çok kararlılar. ‘Ben öleyim daha iyi’
diyorlar. ‘Çünkü ölüm, daha fazla para ediyor’ diyorlar.”
BELGESEL FİLM
Banu
Avar, hazırladığı belgesel bir film olduğunu, sözlerini bu filmin
izlenmesinden sonra sürdüreceğini belirterek konuşmasına ara verdi.
Belgeselde
Amerikalı büyük tekel grupları Rothschild’ler, Rockefeller, Morgan gibi
grupların dünya egemenliği için geçmişi çok eskiye dayanan
hesaplarından söz edildi. Bu büyük sermaye gruplarının uluslararası
örgütler ile devletler ve siyaset adamları arasındaki somut bağlara
dikkat çekilen belgeselde, “ Tüm Amerikan başkanları, tüm finans
kurumlarını yönetenler, Dünya Bankası’nın başına geçirilenler,
Birleşmiş Milletleri yönetenler, Rothschild, Rockefeller ve Morgan’ın
dünya egemenliği için temelini attığı Dış İlişkiler Konseyi ile
bağlantılıdır. Kissenger da , Holbrooke da, baba oğul Bushlar da ,
Clinton da, Kennedy de, Obama da bu grupların adamlarıdır. Yeni dünya
düzeni en tepedekilerin kurguladığı bir düzendir. İstenen tek kültürlü,
tek hukuklu, tek ordulu, tek bayraklı, tek dinli bir dünya devletidir”
denildi.
NATO’nun da bu çerçevede yaratılmış askeri bir örgüt olduğu
savunulan belgeselde, “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra,
gözler zengin İslam coğrafyasına çevrildi. NATO artık kendi dışındaki
nükleer güç sahibi ülkeleri tehdit sayacaktı. Kendi denetiminde
olmayan ülkeleri tehdit sayacaktı. Küresel finansın gelir kaynaklarını
engelleyen her türlü oluşumu tehdit sayacaktı. Bu görüş çerçevesinde,
dünya imparatoru Amerika’nın yanında yada ona karşı olan devletler
vardı. Ve NATO Amerika’nın karşıtı olanlara müdahale etmekle
yükümlüydü” şeklindeki saptamalara yer verildi.
HER ŞEYİ ÇOK ÖNCEDEN HAZIRLADILAR
Belgeselin
izlenmesinin ardından konuşmasını sürdüren Banu Avar, belgeselde adı
geçen çok uluslu şirketlerin Yeni Dünya Düzeni denilen, dünyaya egemen
olma planı için her şeyi çok önceden hazırladıklarını, Türkiye’de
tartışılan ve yaşanan birçok hadisenin de bu planlarla yakından
ilişkili olduğunu söyledi.
Kişisel tanıklıklarından örnekler vererek
konuşmasını sürdüren Banu Avar: “Chavez’e söz geçiremiyorlar. İran’a da
söz geçiremiyorlar. Bizde istediklerini yaptırıyorlar, acaba neden?
Dünya Bankası’ndan Kemal Derviş geliyor, finans sistemini istediği gibi
şekillendiriyor. Hükümete Tekel’i sat, limanları sat, hava meydanlarını
sat diyorlar, bunlar hemen satılıyor… Bu nasıl oluyor?..” dedi.
Kontrgerilla, Gladyo gibi yapıların çok uluslu şirketlerin planlarının bir parçası olduğunu savunan Avar, şöyle devam etti:
“BBC’den
ayrılıp Türkiye’ye geldiğimde, işsizdim o zaman, dediler ki
“Dekstır”lık(?) yapar mısın? Bu, onlara röportajlar ayarlamak anlamına
geliyormuş. O zaman, az önce izlediğimiz belgeselde adı geçen Dış
İşleri Komisyonu’ndan yetkili biri: ‘Abdullah Gül’ü biz yetiştirdik’
demişti. ‘Abdullah Gül’ü, Fehmi Koru’yu, bir de Büyükşehir Belediye
Başkanı’nı istiyoruz’ demişti. O zaman, Abdullah Gül, bilinen biri
değildi. Necmettin Erbakan’ın adı geçtiğinde, ‘Hayır onu istemiyoruz.
Bizim istediklerimiz Gül, Koru ve Erdoğan’dır’ demişlerdi…
Bu da gösteriyor ki, her şeyi çok önceden hazırlıyor adamlar. Hiçbir şeyi de rastlantıya bırakmıyorlar…”
Avar, daha sonra izleyicilerin sorularını yanıtladı ve okurları için kitaplarını imzaladı.





