Gürsel Tekin ve Faruk Bal’dan iktidara sert eleştiriler

Bu sayfa 2012-02-16 15:30:59 tarihinde yayınlandı ve 2329 kez okundu.

Nilüfer Belediyesi, Uludağ Üniversitesi ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin birlikte düzenlediği “ Yüzyüze Söyleşileri” sürüyor.


Gürsel Tekin:

Yargıyı siyasallaştırdılar, yürütmenin denetimine aldılar. Artık yargıda “hukukun üstünlüğü”ne ihtiyaçları yok, gücün hukukuna ihtiyaçları var! Bunu da uyguluyorlar…

Faruk Bal: Bir grubu zenginleştirirken, kahhar bir çoğunluğu yoksullaştırdılar. Bugün AKP koalisyonunun sermaye gücü obezite düzeyinde semirmiş durumdadır…


Nilüfer Belediyesi, Uludağ Üniversitesi ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin birlikte düzenlediği “ Yüzyüze Söyleşileri” sürüyor. Dün (14 Şubat) Uludağ Üniversitesi’nde yapılan, ardından da Basın Kültür Merkezi Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda yinelenen “2011’den 2012’ye Siyaset” konulu söyleşiye CHP Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul milletvekili Gürsel Tekin ile MHP Genel Başkan Yardımcısı, Konya Milletvekili Faruk Bal katıldı. Saat 20.00’de başlayan, özellikle partililerin büyük ilgi gösterdiği gözlemlenen söyleşide Tekin ve Bal, Türkiye’nin demokrasi yerine diktatörlük yolunda ilerlediği tesbitinde bulundular.

Gazeteci Hacı Tonak’ın kolaylaştırıcılığını üstlendiği söyleşide, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, hükümetin tutarsızlıklarından güncel örnekler vererek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Başbakan, komşularla sıfır sorun politikasına geçtik demiş, Suriye’ye selam göndermiş, hatta ortak bakanlar kurulu toplantısı yapmıştı. Aradan birkaç ay geçti geçmedi “Suriye artık sabrımızı taşırıyor” dedi. Libya’ya askeri müdahale söz konusu olduğunda, “NATO’nun ne işi var Libya’da” demişti , ama yalnızca iki gün sonra Libya’ya savaş açanların başta gelen ortağı oldu. NATO’nun Libya operasyonuna Türki ye ev sahipliği yaptı ve o operasyon ne acıdır ki, 1974’te yalnız bırakılmış ve ambargo altına alınmış Türkiye’ye kayıtsız koşulsuz destek veren Kaddafi’nin, Türkiye’nin para gönderip beslediği cahil bir güruh tarafından linç edilmesiyle sonuçlandı.

Kaddafi, merhum Erbakan Hoca’nın dostuydu. Erbakan’ın bir zaman evlatları olmakla övünen bugünkü AKP yöneticileri Libya konusundaki tutumlarıyla yalnız Kaddafi’ye, yalnız “sıfır sorun“ politikasına değil Erbakan Hoca’ya da ihanet ettiler…

Genel Kurmay Başkanı’nı gözaltına aldılar. Nedeni, “terör örgütünün üst düzey üyesi olarak ordu içine sızması” imiş? O, Türk ordusunun başındaki komutan değil mi? Bu sıfatıyla da Milli Güvenlik Kurulu’nda cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgili bakanlarla birlikte Türkiye’nin güvenlik stratejilerini belirlemiyor mu? O zaman cumhurbaşkanı, başbakan ve kurul üyesi olan bakanlar terör örgütünün üst düzey üyesi eski genel kurmay başkanının suç ortakları olmuyor mu? Bu gerekçeyle eski genel kurmay başkanını tutuklayan mahkemenin AKP’li zevatı da hiç değilse zorguya çağırması gerekmez mi? Hayır gerekmiyor! Çünkü yargıyı siyasallaştırdılar, yürütmenin denetimine aldılar. Artık orada “hukukun üstünlüğü”ne ihtiyaçları yok, gücün hukukuna ihtiyaçları var! Bunu da uyguluyorlar…

CHP, eski devlet güvenlik mahkemelerinin yerini alan özel yetkili mahkemelerin derhal lağvını istedi. Buna şiddetle karşı çıktılar. Güya Kenan Evren’i yargılıyorlar, ama Evren’in getirdiği ne varsa hepsine sahip çıkıyorlar.

Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Dünyada demokrasi ne anlama geliyorsa, bizde de anlamı odur. Dünyada, ‘demokratik anayasa’ hangi anlama geliyorsa Türkiye’deki anlamı da odur. ‘Cahil’ Paul Aster, Irak savaşı başladığında Buch’a, ‘cahil ve katil’ diye haykırdığı için hapse atılmadığına göre Amerika’da demokrasi var diyebiliriz. Türkiye’de başbakanı eleştiren gazeteciler içeriye atılmadığı zaman demokrasi de olacak demektir.”

Gürsel Tekin’in ardından söz alan MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Faruk Bal ise şöyle konuştu:

“Başkanın oturumun başında sıralayıp hatırlattığı gazete başlıkları Türkiye’de demokrasinin röntgenidir, eksiksiz bir fotoğrafıdır. Hükümet işine geleni demokrasi ve hukuk diye pazarlamakta usta olabilir, ama mızrak da çuvala sığmıyor! En akıl almaz bir eblehlik olan “komşularla sıfır sorun” politikası bir hükümetin dış politikası olamaz. Hükümetler, ülkelerinin haklarını, çıkarlarını korumakla yükümlüdür. Sıfır sorun diye bir sorunsuzluk hali de açıktır ki bugünkü dünyamızda yoktur, olmayacaktır da. Hükümetin Suriye konusunda, Libya konusunda; Irak, İran ve Mısır konusunda yaptığı yegane iş, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin beklentileri doğrultusunda tutum almak, politika yapmaktır. Bunun da hayra alamet bir durum olamayacağını bütün dünya biliyor. Clinton ‘AB’yi bırak bölgeye bak’ diyorsa, sayın başbakan da, ikiletmeden dediğini yapıyor zaten. İran’ın yaz aylarında vurulacağını tahmin ediyormuş Rusya! Malatya’da radar kuruldu nasıl olsa, İsrail beklemediği füzelerle karşılaşmayacak. Tatbikatları bile yapıldı ve Malatya Kürecik’teki radarın İsrail’e gönderilebilecek herhangi bir füzeyi anında belirlediği test edildi. Demek ki, artık İran’ı vurmanın zamanı gelmiş! Suriye ile Türkiye’nin girdiği kavganın ne anlamı var? Suriye, Türkiye’nin tavuğuna kış mı dedi, hayır? Ama biz, birden bire Suriye’yi kötü komşu, barbar, halkını sürekli katleden bir ülke olarak görmeye başladık!

Bu işlerin iyi bir yere doğru gitmediği besbellidir. Korkarım ki, bu sürecin sonunda Türkiye İslam dünyasından tecrit edilmiş olacak, bununla da kalmayacak Şii dünyası ile karşı karşıya da gelecek.

Hükümet on yıldır Türkiye’yi tek başına yönetiyor. Mecliste de büyük çoğunluğa sahip oldu bu süreçte. Dilediği yasayı çıkarabilir; hukuk düzeninde, seçim düzeninde, ekonomide dilediği temel değişiklikleri yapabilirdi. Bunu yapmak yerine bütün olanaklarını bir parti devletine doğru gitmek yolunda kullandı. Bu yolda önüne çıkan hiçbir fırsatı da kaçırmadı. Bunların bir kısmını da, Allah bilir ya, belki muvazaa yoluyla elde etti.

Bu süreçte hükümetin yaptığı önemli işler şunlardır:

Sermaye transferi yaptı. Bir grubu zenginleştirirken, kahhar bir çoğunluğu yoksullaştırdılar. Bugün AKP koalisyonunun sermaye gücü olağanüstü semirmiş durumdadır. Buna obezite demek doğru olur. Gerçekten obezite düzeyinde semirmişlerdir. Bugün, yandaş topluluk dışında halinden memnun olan kimseyi görüyor musunuz? Bunların dışında, yarına ümitle bakan var mı? Yalnızca AKP koalisyonunun içindekiler - AKP’nin hem sosyolojik anlamda, hem siyasal anlamda bir koalisyon olduğu çok açıktır!- obezite düzeyinde semirmiş olanlar…

Sermaye transferi bir ekonomik ihtilaldır. Bu ekonomik ihtilalı koalisyon ortakları, yandaşları için yaptılar. İkinci olarak, devletin ve iktidarın tüm gücünü kullanarak bir parti-devlet örgütlenmesi yarattılar. O kadar ki, özel şirket olan temizlik şirketlerinde müstahdem olarak işe girebilmek bile AKP’nin onayına bağlı hale geldi. Valiler, AKP için mitingler tertipleyebildiler. Üçüncü olarak da, yargıyı tam anlamıyla siyasallaştırdılar. Cumhurbaşkanlığı makamını, Başbakanlık ve Adalet Bakanlığı’nı bunun için acımasızca kullandılar. Anayasa mahkemesine, AKP için üstün hizmetler göstermekten başka bir mahareti gösterilmeyen kişileri atarsanız, Anayasa mahkemesinin hükümetin kararlarını tarafsızlıkla ele almasını da beklemezsiniz! Danıştay ve idare mahkemelerini AKP’nin renkleriyle baştan sona boyarsanız, oradan da sizi üzecek kararlar beklemezsiniz!

Orhan Can vefat etti

Bursa Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve spor muhabiri Orhan Can vefat etti. devamı

“ÖNCELİĞİMİZ TRAFİK VE UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE"

BGC Yönetim Kurulu, Bursa'ya atanan yeni Emniyet Müdürü Osman Ak’ı ziyaret etti. devamı

Özcan Ciyer vefat etti

BGC eski İdare Müdürü Özcan Ciyer, tedavi gördüğü Tıp Fakültesi Hastanesi'nde vefat etti. devamı

Bakan Çavuşoğlu’dan Basına destek sözü

Nuri Kolaylı ve Yönetim Kurulu üyeleri, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nu Çankaya Köşkü’ndek... devamı

Marmara Bayram okurlarıyla buluşacak

BGC Marmara Bayram’ın ana teması, “Bursa’nın tarihi mirası” olarak belirlendi. devamı