NİHAT GENÇ

Bu sayfa 2009-11-20 17:11:46 tarihinde yayınlandı ve 106 kez okundu.

BİREY DEDİĞİN DÜŞÜNÜR, TARTIŞIR, İTİRAZ EDER…


Nihat Genç, konuk olduğu “Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri”nde ilginç yorumlarda bulundu.
 
 
-BAŞKALARININ DERDİYLE DERTLENMEYENE BU ZAMANDA “İNSAN” DEMİYORLAR. SON YİRMİ YILDA TÜRKİYE’NİN ÇEVRESİNDE 10 YILDA MİLYONLARCA  İNSAN ÖLDÜ. BİZ NE YAPTIK? SEYRETTİK!..
 
-GAP GİDİYOR; KAZDAĞLARI, AYDER YAYLASI, KIZILIRMAK  GİDİYOR! YAHUDİ TÜCCARLAR, ARAP ŞEYHLERİ GÖRDÜĞÜNÜ SATIN ALIYOR!.. BU NORMAL BİR TİCARET DEĞİL.  BİR TALAN SÖZ KONUSU.
 
-TAYYİP BEY, BABA’DAN GÖRDÜĞÜNÜ YAPIYOR. SÜLEYMAN DEMİREL, TURGUT ÖZAL, TANSU ÇİLLER, MESUT YILMAZ’IN İZİNDEN GİDİYOR. ONLAR KOPARIP KOPARIP GİTTİLER. ŞİMDİ DE O KOPARIYOR!..
 
Yazar Nihat Genç, Uludağ Üniversitesi, Nilüfer Belediyesi ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti’nin birlikte düzenlediği “Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri”nde “hakim medya”yı, Türkiye’deki  “Amerikancı” siyaseti ve günümüz dünyasındaki insani değerleri hiçleyip maddi çıkarları baş tacı eden genel geçer anlayışları eleştirdi.
Basın Kültür Sarayı Uğur Mumcu Etkinlik Salonu’nda gerçekleşen söyleşi öncesinde, BGC Başkanı Nuri Kolaylı Nihat Genç’in öz yaşamı, kitapları ve öteki çalışmaları konusunda bilgi verdi. BGC Başkanı Kolaylı, Uludağ Üniversitesi ve Nilüfer Belediyesi’nin paydaşlığında gerçekleşen Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri’nin yoğun ilgi görmesinden memnun olduklarını, böylesi dolu salonların benzeri etkinlikleri düşünenler için özendirici olmasını umduğunu söyledi.
BGC Başkanı Nuri Kolaylı’nın giriş konuşmasının ardından söyleşisine başlayan Nihat Genç, güncel sorunlara ilişkin kimi yaklaşımları Of’lu Hoca’dan ve “Anadolu’nun Sultanı” dediği Nasrettin Hoca’dan ilginç fıkralar aktararak tartıştı.
Konuşmasında, “empati, rol değişimi, özdeşleşme” olarak özetlenebilecek duygunun insana ait en temel değerlerden olduğunu belirten Nihat Genç, “Başkalarının dertleriyle dertlenmeyene bu zamanda ‘insan’ demiyorlar. Son yirmi yılda Türkiye’nin çevresinde  milyonlarca insan öldü. Büyük, çok büyük acılar, trajediler yaşandı. Biz ne yaptık? Ellerimizi kavuşturup yalnızca seyrettik!” diye konuştu…
Nihat Genç, Türkiye’de “Hakim Medya”nın “Değişiyoruz, Batılılaşıyoruz” masallarıyla halkı  uyuttuğunu, çıkarına uyan durumlarda siyasal, sosyal, ekonomik gerçekleri halktan gizlediğini savundu. Genç, “Anadolu’nun kurtuluşu diye selamladığımız Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) elimizden gidiyor, Kazdağları gidiyor, Ayder yaylası gidiyor. Uludağ’ın Bursa’yı besleyen, şenlendiren sularına el konuyor. Yahudi tüccarlar, Arap emirleri ile şeyhleri bu ülkede gördüğünü satın alıyor. Bunun normal bir ticaret olduğunu kimse söylemesin” dedi.
Türkiye’nin uzun zamandır Amerikancı sağcı siyasetçiler tarafından yönetildiğini öne süren Genç, “Tayyip Bey’i niye eleştiriyorsunuz ki? Tayyip Bey, Baba’dan gördüğünü yapıyor. Demirel, Özal, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz’ın izinden gidiyor. Onlar koparıp koparıp gittiler. Tayyip Bey’e birazı kalmış. İşte, şimdi de o koparıyor!.. Ne olacak? O da koparacak,  koparacak gidecek!” şeklinde konuştu.
BİREY DEDİĞİN DÜŞÜNÜR, TARTIŞIR, İTİRAZ EDER…
Nihat Genç,  fıkralar, meseller ve halk kıssalarıyla süslediği söyleşisinde, özellikle Nasrettin Hoca’dan ve Of’lu Hoca’dan verdiği örneklerle siyasi partileri ve siyasi liderleri, yanında da geçerli ahlak anlayışını ve değer yargılarını iğneli bir dille hicvetti. Genç şöyle konuştu:
“İnsani bir sorunla karşılaştığımızda, en basiti bir trafik kazasına tanık olduğumuzda, kendimizi ötekinin yerine koyarak bakarız olaya. Dertleniriz, üzülürüz, kimi durumda kendimizi tutamayıp ağlarız. Bir annenin gelip evladını, bir eşin eşini, bir çocuğun anne ve babasını, veya kardeşini kaza yerinde kanlar içinde ve cansız göreceği canlanır kafamızda.  Onlar için içimiz yanar. Onların yerine ağlarız... Çevremize bu yoldan anlatırız duygularımızı... Bizim dertlenmemizin, dertliye hiçbir faydası olmayabilir. Ama biz insanız! İnsan böyle yapar! Hiçbir okulda öğrenmez bunu. Göre, göre; yaşaya, yaşaya kendiliğinden öğrenir. Böyle yetiştik hepimiz… Ama şimdi böyle olmuyor… Nasırlaşmışız hepimiz… Çalışmaktan nasırlaşıp katılaşan ve acıyı duymayan amele elleri gibi yüreklerimiz nasırlaşmış. Kimsenin derdi bizi ilgilendirmiyor. Geceyarısı ya da sabaha karşı evinden alınıp götürülen biri için hiçbir sorumluluk duymuyoruz. Onun alınıp götürülmesine üzülmüyoruz da… ‘Hak, hukuk’ lafları ediyoruz, ama geceyarısı komşumuzu, arkadaşımızı alıp götürenlere ‘Neye dayanarak yapıyorsun kardeşim bunu?’ demiyoruz. ‘Vah, vah’ da demiyoruz, ‘Ah ah’ da demiyoruz!… Bu ‘normal’ bir durum değil. Sağlıklı bir durum değil. İnsanca bir durum değil… Bu kötü, çok kötü bir durum!..”
“Modern toplum” da denilen günümüz çağdaş toplumunun, başkasının derdiyle dertlenmeyen insanı “insandan” saymadığını, adam yerine de koymadığını, çünkü ancak böyle “birey” olunabildiğini ifade eden Nihat Genç, “Birey dediğiniz tartışır, düşünür, itiraz eder! Bir hukuksuzluk karşısında, bir haksızlık karşısında sessiz kalmaz; vurdumduymaz da olmaz. Birey, yani insan dediğimiz insan; ‘insan diyorum’ arkadaşlar ‘insan’; başka bir şey değil, budur!” dedi.
Oyuncu Nurseli İdiz’in, herkesin uykuda olduğu bir saatte evinin basılıp gözaltına alındığını hatırlatan Genç,  ünlü bir kadın yazarın köşesinde, “O da hak etmişti canım” diye yazmasını toplumu saran vurdumduymazlığa örnek gösterdi. “Empati, rol değişimi, özdeşleşme” olarak özetlenebilecek duygunun insana ait en temel değerlerden olduğunu belirten Nihat Genç, “Türkiye’nin çevresindeki çatışmalarda, olaylarda son 10 yılda milyonlarca ölü çıktı. ABD’nin Irak’ı işgalinde bu ülkeye, Japonya’ya atılan atom bombalarının gücüyle kıyaslandığında 10 katı bomba atıldı. Bir buçuk milyon insan öldü orada. Çeçenistan’da, Bosna’da, Hocalı’da, Afganistan’da, Filistin’de, Lübnan’da da bir o kadar insan öldü. Büyük, çok büyük acılar, çok büyük trajedi yaşadılar. Bunlar Müslümandı. Ne yaptık biz? Ellerimizi kavuşturup yalnızca seyrettik!... Düşünün ki, Çeçenistan’da ne kadar insanın öldüğü matematik hesaplarıyla saptanmaya çalışılıyor. Diyorlar ki, ‘nüfus bir buçuk milyon olsa; 400  bini kaçmıştır, 400 bini yerinde, yaralıları, sakat kalanları bu rakamdan düşün,  demek ki 400 bin kişi öldü!... Bu kadarı bile dünyanın çıldırdığının resmini görmemize yeter. Bu resim karşısında, ama ‘canım bize ne’ diyene, ‘insan’ denir mi? Biz çakal mıyız? Biz insanız!” diye konuştu.
 Nihat Genç, dün söylediklerini bugün yalanlayanların, yerlerde sürünmelerine karşılık bunun iskeletsizlikten değil de değişimden ileri geldiğini sananların iki de bir; “Dünyada değişmeyen tek şey değişimdir” dediklerini savundu. “Değişmek için memleketimizin tarihini bileceksin, kültürümüzü bileceksin, bu toprakların yaşadığını bileceksin, öyle ‘değiştim’ demekle olmaz” diye konuşan genç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ne yapalım? Değişelim! Pekiyi nasıl?..  İşte, para AKP’ye geçti değiştik!.. Otobüs durağında beklerken, önünüzden hızla geçen Mersedes ile ona kurulmuş sürücüyü, nasıl değiştiğimizin göstergesi sayalım mı? Ey, ANAP’lı tüccar ile ipekliler içindeki AKP’li türbanlı hanım; canım kardeşim benim, çok değil on yıl sonra sen kenarda kalacaksın. Şimdi benin tozu dumana kattığın o yoldan yeni zenginler geçecek! O yoldan Demirel, o yoldan Tansu Çiller, o yoldan Özal’ın çocukları mankenleri, çalgıcıları, Jaguarları ile geçmedi mi?.. Bursa Gazeteciler Cemiyeti’ne önerim: Belki sadece hafıza tazeleme toplantıları düzenlemeleri olacak.. Bu kadar çabuk unuttuğumuza göre, hafıza tazelemek çok önemli olmalı… Hem siyasiler hem de sözüm meclisten dışarı, kanaat mühendisleri için!..
Değişeceğiz diyorduk; kuşkusuz değişeceğiz. Değişmemiz gerekiyorsa niçin değişmeyelim. Biz ebleh miyiz? Ama kültüre, irfana, edebe, soyluluğa doğru değişeceğiz! Biz nasıl değişiyoruz? Jaguarlar, Mersedesler ve tiril tiril ipeklilerle! Demek ki, biz değişmedik! Tam tersine çakallaştık, o..laştık, Recep İvedik’leştik!..
Bir metafordan geçiyoruz. Dört bin yıllık bir kültürden gelen insan, gözlerimizin önünde başka bir şey oluyor. Kurt oluyor, çakal oluyor, tilki oluyor demeye dilim varmıyor. Hepsi de ‘muhterem’ hayvanlardır onlar. Başka bir şey oluyorlar…”
 “HAKİM MEDYA” YALANLARLA UYUTUYOR
Nihat Genç; siyaset, para, medya ilişkilerine de değindiği söyleşisinde, “Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar birilerinin montajcısı oldular” dedi.  Türkiye’de, bunun bir parçası olarak “hakim medya”nın siyasilerle kol kola 60 yıldır Türkiye’yi, Türk halkını uyuttuğunu savunan Nihat Genç, “bu uğursuz işin sonuçlarını, buncası yetmez, daha da göreceğiz. Belki, o kadar da kötü değilmiş o günler, diyeceğimiz zamanlar da olacak.  Kısacası daha çekeceğimiz var!” diye konuştu. 
“Montajcılığa en iyi örneğin” medyanın ekonomiye ilişkin değerlendirmelerinde bulunabileceğini ifade den Genç, medyada ekonomi üzerine, siyaset üzerine yazı yazan ve yorumda bulunan insanların yakın zamana kadar, “Her şey yolunda... Her şey muhteşem… Türkiye, dünyanın büyük ekonomilerinden biri… Hiç merak etmeyin! Bir şeyler oluyor, birilerinin canı çıkıyor, birilerinin anası ağlıyor… Ama siz hiç merak etmeyin. Artık dünyaya ayak uyduruyoruz. O da çok güzel bir dünyadır!” diye yazıp konuştuklarını hatırlattı. Genç, “Siyasetçisi, yazarı, gazetecesi, yorumcusuyla bunlar, bizi fena dolduruşa getirdiler arkadaşlar!” dedi.
12 Eylül rejimi ile birlikte Türkiye’de, gazetelerde grev ve toplu sözleşme haberlerinin ‘haber’ değeri görmediğini ve yayınlanmadığını söyleyen Genç, “Ben baktım, siz de bakın! Mesela ‘büyük, büyük, büyük Hürriyet Gazetesi’ne bakın! Basınımızın amiral gemisine!.. O gazetede 40 yıldır, herhangi bir grev haberi çıkmamıştır. Neden çıkmamıştır? Besbelli değil mi neden çıkmadığı?.. Sendika haberi de çıkmamıştır. Çıkmışsa, sendikacıların karıştığı bir rezalet nedeniyle çıkmıştır!” diye konuştu.
ABD Başkanı Ronald Reagen ile İngiltere Başbakanı Margret Teacher’ın dönemlerinde estirdikleri sağ siyaset dalgasının Türkiye’de de etkili olduğunu ifade eden Genç, buna 12 Eylül rejimiyle başlayan, Özal, Demirel, Çiller, Yılmaz dönemlerinde devam eden, günümüzde ise tam bir çılgınlığa dönüştüğünü ifade ettiği  “özelleştirme” politikalarını örnek gösterdi.
Nihat Genç, “Hakim Medya”nın “Değişiyoruz!.. Batılılaşıyoruz!..” yolundaki masallarının ardı arkasının kesilmediğini, “ülkenin zenginliği olan kamu elindeki kağıt fabrikalarının, cam fabrikalarının, demir çelik fabrikalarının, petrol rafinerilerinin, petrokimya tesislerinin bir, bir elden çıkarılmasına da bu gerekçeyle alkış tutulduğunu” söyledi. Genç şöyle konuştu:
“Ne diyorlardı: ‘Köhne Bürokrasi!’… Uçacağız, ama şu köhne bürokrasi olmasa!... SEKA’nın ne olduğunu biliyor musunuz? Ya demir çelik fabrikalarının? Bedavaya alınıp bir milyon katıyla arsa olarak satıldılar! ‘Amma da para kazandık murdar şeyden!’ diye övündükleri Rakı satışından bizimkiler bir aldılar, onu satın alan adamlar 9 ay sonra Amerikalılara on bine sattılar! Bir’e karşılık on bin!.. Bakın: Anadolu’nun kurtuluşu diye selamladığımız Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) elimizden gidiyor! Kazdağları elimizden gidiyor! Ayder yaylası gidiyor! Uludağ’ın suları elimizden gidiyor!.. Yahudi tüccarlar, Arap emirleri ile şeyhleri bu ülkede gördüğünü satın alıyor. Bunun ‘normal’ bir ticaret olduğunu kimse söylemesin. ‘Alsınlar, ne diyebilirim? Bu bir ticaret !’ diyemiyorum. Bir talan var ortada! Size de öyle gelmiyor mu?..
BU ÇİVİYİ BEYNİMİZE BÖYLE ÇAKTILAR
“Hakim medya”nın, “küreselleşme” denilen olguyu “tek yanlı bağlılık” olarak algılayıp gösterdiğini, bu olguyu halka yalnızca büyük sermayenin ve zenginlerin penceresinden göründüğü haliyle resmettiğini savunan Genç, “Ya yoksullar ne olacak?” diye itiraz etmeye kalkışanlara,  “Konuşmayın! Sizin gibilerden Şili’de bile kalmadı” yanıtının verildiğini söyledi. Genç, şöyle devam etti:
“Haşhaş ekmeyeceksin, dediler! Haşhaş ekmeyeceksin, pamuk da ekmeyeceksin! Ne yapacaksın pamuğu? Mısır’dan, Hindistan’dan ucuza alırsın, daha fazla kazancın olur! Ne yapacaksın demiri, çeliği, kağıdı? Çin, bir liraya on defter, yarım liraya 20 kalem veriyor!.. ‘İş bitirici’ Turgut Bey,  Reagen ve Teacher’in sağcı rüzgarını da arkasına alıp TV ekranlarından kalemini gözümüze soka soka ne diyordu: ‘Netice itibarıyla Türkiye’yi büyütüyoruz, vatandaşımız zengin oluyor!’
İşte Türkiye’yi böyle böyle küçülttüler. Lokma lokma mideye indirilsin diye…
Bu çiviyi beynimize çaktılar! Hakim medyanın monoloğunda en çok ‘özelleştirme’ vardı. On bin yazı yazdılar! ‘Köhne bürokrasi’ üzerine. ‘Köhne Bürokrasi’ dediler! Gelişemiyoruz, çünkü bürokrasimiz köhne! Ne yapacağız? Satacağız! Çok büyük başarı kazandılar bu alanda. Her şeyi sattılar. Sattık mı, sattık! Size on beş tane manşet sayarım: AB’ye girdik, İmzayı attık,  diyen. Çünkü sattık memleketi. Geriye bir şey bırakmadık!..
Hatırlayın, 70’lerin solcuları Gümrük Birliği’nin bir kölelik anlaşması olduğunu söylüyordu. Bir de sloganları vardı. Her yere yazıyorlardı: “Onlar ortak biz köle!” diye… Bunu çok fena ödettiler onlara. Canlarını yaktılar, analarını ağlattılar, süründürdüler… Biz ne yaptık?  Kös dinledik! Üç kuruşa alıp satmadık! Hakim medya tersini söylüyordu çünkü.  Hakim medya, Çukurova’dan pamuğu sürüp yerine genleriyle oynanmış mısır ekilmesinin nimetlerini anlatıyordu. Hakim medya şeker pancarının yerine bu mısırdan ekelim, ‘köhne’ şeker fabrikalarımızı da arsa diye satalım, diyordu. O sırada bir milyona yakın insanımız fişleniyor, işkence görüyor, atıldığı hapishanede çile dolduruyordu. Yüzlercesi ‘kayıp’ oluyor veya ‘kim vurduya’ gidiyordu. Lafı mı olur? Ne demişlerdi: ‘Asmayalım da besleyelim mi?’…
İletişim felsefesinin odaklandığı yer propagandadır. Hitler bir radyoyu ele geçiriyor ve propaganda yapıyor. Söyledikleri, bugün herkesin ‘delilik’ diyeceği türden şeyler. Komünistler, ‘Yahu olamaz! Avrupa aklını peynir ekmekle yemedi ya’ diyorlar. Sonuçta ortaya çıkan manzaraya şaşırdılar. Ardından da, biliyorsunuz, 50 milyon ölü geldi!.. Böyledir bu işler…
Gramschi, ‘Sağ duyu nasıl oluşturulur’ diye kafa yorarken, şuna dikkat çekiyor: Propaganda araçlarını ellerinde tutanlar, aynı şeyleri tekrarlaya tekrarlaya bir genel görüş oluşturur. Bu genel görüş akla ziyan da olsa, ‘sağ duyu’ diye görünmeye başlar…
Demokratik bir toplumda herkes tartışır. Bir konudaki tartışmaya bir kişi, bir parti değil herkes katılır. TKP’nin 200 oyu var, ötekinin 17 milyon! Olsun, o da konuşacak. Bir kişinin bile farklı bir sözü varsa, hepimize söylemeli onu. Belki tek doğruyu o söylüyordur. Hakim medya böyle bakmaz olaya. Birkaç parti dışındakiler bu gazetelerin birinci sayfasına asla girmez. Be bu ülkenin yazarıyım, 2003’e kadar MHP’sinden, MSP’sine herkese özelleştirmeyi benimsettiler. 2003’te, ABD Irak’a girdi. Hakim medyada köşe yazan 590 yazar, ABD’nin Irak’a girmesini destekledi. Haklarını yemeyelim, Saddam’ın öldürülmesinde bu 590 yazardan 3’ü korodan ayrıldı, farklı şeyler yazdı. Bir teselli size: 590 kanaat mühendisinden yalnızca 3’ü… ‘Özür’ sayabilirseniz bu da bir özür!..”
HER ŞEY DEMOKRASİ İÇİN, BATILALAŞMAK İÇİN!
Hakim medyada köşe yazan, televizyon kanallarında görüşlerini açıklayanların çoğunun “bu ülkenin savaşına, bu ülkenin çilesine ve değerlerine” yabancı olduğunu savunun Genç, televizyon programları ile gazetelerin ele aldığı kimi konulardan örnekler aktardı. Medyanın  “demokratik tartışma”dan, Mehmet Altan’ın karşısına Zekeriya Beyaz’ı koymayı anladığını, böylece aslında okuyucu ve izleyici ile “kafa bulduğunu” söyledi. Genç, “Türkiye’nin sosyal problemlerinin, Türkiye’nin büyük dertlerinin ve çözümsüzlüklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de tartışılmadığını” belirtti. Genç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hakim Medyadakilerin kullandıkları kavramlar basittir: Uygar, çağdaş, batı demokrasisi… Değişiyoruz, dönüşüyoruz, ilerliyoruz!.. Hep bunları söyleyip yazdılar… Bunları söyleyince, bu topraklarda, her türlü sindirme, yok etme eylemine haklılık kazandırdıklarını sanıyorlar… Niçin?  Tabi ki demokrasi için!.. O televizyondan bu televizyona, o gazeteden bu gazeteye koşturup duran ünlü bir gazeteci, ‘Atom bombası atılmasaydı  Japonya’ya demokrasi gelmezdi’ diyor. Demek ki onların özgürlük dedikleri, Nükleer bombalarının özgürlüğü! Demokrasi dedikleri, nükleer bombaların demokrasisi!.. Bizim özgürlüğümüz söz konusu değil! Bizim konuşmamız söz konusu değil! Bizim yazarlarımızın konuşması; konuşup da ülkesinin değerlerini ve kendisini batıya karşı savunması söz konusu değil! Öyleleri gidip tirajı 5-10 bin olan gazetelerde yazsın! Birkaç yüz dinleyicisi olan radyolarda konuşsun!..Onu da bulamazsa, susup otursun!.. Bu kadar basit!..
Yeni bir Ortaçağ büyüyor. Ortaçağ’ın bin yıllık bir iktidarı var. Bin yıl hüküm sürmüş o eski çağ yeniden büyüyor. Halk yoktur onun iktidarında. Onun iktidarında kadınlar ‘istendiği gibi’ olur! Ama istendiği gibi olmalarına karşılık insan sayılmazlar. O iktidarda soylular vardır, bir de papazlar yalnızca. Kimileri dudak ucuyla ‘üzülmüş’ gibi yapabilir, ‘üzüldüm’ de diyebilir. Ama böyle bir çağ geliyor. Ama ne olacak? Maria Antonite “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler!” demişti. Ne oldu? 1789 ihtilali papazları ve soyluları keserek ilerledi. Aklımıza başımıza almaz, insanlığa dönmezsek gittiğimiz yol budur.”
BİZ KİMDEN, KİMLERDEN YANAYIZ?
Kendimize, yakın tarihimize, gazetelerimize bakalım! Biz kimden yanayız? Biz insanlık vicdanından yanayız. Kim kimi öldürüyor, kim kimi kırıyor, kim kimi eziyorsa onun karşısına geçeceğiz. Büyük güçlerin, nükleer silahların karşısına geçeceğiz. Nükleer silahlarla, üç beş yaşındaki çocukları öldürmelerinin karşısına geçeceğiz. Ülkelerini koruyan insanlara yardım edeceğiz, yardım göndereceğiz. Onların öncüsü olacağız. Öncüsü olamıyorsak destekleyicisi olacağız! Ama bizim medyamızdaki yazarlar, bunları yazmışor ve konuşmuyorlar. Ben konuşuyorum, yazıyorum diye bu ülkeden kovuldum. Kıbrıs’ta yayın yapan bir radyoda konuşabiliyorum ancak!...”
Türkiye’de siyasetçilerin çok çabuk teslim olduklarını söyleyen Nihat Genç, “Türkiye, yeri geliyor sanayiciye teslim alıyor, yeri geliyor orduya teslim oluyor, yeri geliyor, zengin sağ siyasetçilerin babalıklarına teslim oluyor” dedi. Türkiye'nin güçlü sosyal ve siyasi kurumlarının olmadığını da ifade eden Nihat Genç, bu yüzden Türkiye’de demokrasinin bir üçüncü dünya demokrasisi olarak nitelendiğini kaydetti. Üçüncü dünyada seçkin sağ siyasetçinin, ordunun ve sanayicilerin etkili güçler olduğunu ifade eden Genç, Türkiye'de üçüncü dünyanın tarzını bozan tek meselesinin “darbeci ordunun pek nemalanmaması” olduğunu savundu. Nihat Genç, Türkiye’deki darbeci subayların “akılsız” olduklarını belirterek, “Madem darbe yapıyorsun petrol al, bir şey al. Darbe yapıp düşürdüğün veya darbe yapıp iktidara getirdiğinden, mesela Demirel ile Özal’dan bir şey öğren. Bizim darbecilerin böyle saf ve üçüncü dünyaya yakışmayan bir idealizmi var” diye konuştu.
Türkiye’de hala siyasetin etkili figürü olan Süleyman Demirel'in “hayatı boyunca darbelerden nemalandığını” iddia adan Nihat Genç, “Demirel'in bütün siyasi lütfu darbe ile oluşmuştur. Askerler onu aşağı indirdikçe, halkın karşısına çıkıp ‘büyük mağdur’u oynuyor.  Çok iyi oynuyor. O kadar iyi oynuyor ki, halk isyan edip yeniden getiriyor. ‘Baba’yı götüremezsiniz' diyor, ama  Baba götürüyor da götürüyor!” diye konuştu.
 Günümüzde “Darbe mağduru” olmanın lütuf ve kazancının AKP’ye geçtiğini ifade eden Nihat Genç, “Sıra artık apak partimiz AKP’de... Darbeler bir nevi Demirel'in siyasetini şişirip büyütmeye yaramıştı. Şimdi AKP’nin şişmesine yarıyor. Akıllı olursa 40 yıl ekmek yiyebilir bu fırından. Ne Deniz Feneri, ne Kanal 7, ne de Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın, Maliye Bakanı’nın, Ulaştırma Bakanı’nın evlatlarının, hısım akrabalarının yaptıkları bir şey ifade eder! Yeter ki Baba’dan gördüklerini doğru dürüst yapsınlar! Birkaç senede bir, bir ‘Ergenekon’, bir ‘post modern darbe, bir e-darbe’ filan bulması lazım, Tayyip Bey’in.  Bu da o kadar zor bir iş değil”  diye konuştu.
“Darbe mağduru” rolünü iyi oynayanlardan birinin de Fethullah Gülen Hocaefendi olduğunu belirten Genç, “Hocaefendi’nin 12 Eylül döneminde, kendisine ait  'Sızıntı' dergisinde Kenan Evren'i 'kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melek' diye karşılayan yazıları var.  Zaten devletin kapılarının geniş çerçevede kendisine açılmasının sebebi de budur. Şu anda Kenan Evren'i hala 'evliya' olarak görmelerinin ve toz kondurmayışlarının sebebi budur. Yani kimse masum değil. Şimdi darbeciler temizlensin diye ekranlarda kusarak konuşanlar 12 Eylül darbesinin destekçileriydi. Gördünüz mü, birine bir şey olduğunu o dönemde? ‘Hayatımda hep haksızlıkla savaştım, hep demokrat oldum’ diyen bazı büyüklerimizin yaşına bakıyorsun, 12 Eylül’de, hatta 12 Mart’ta yetişkin insanlar. Yani ya üniversitede, ya üniversite bitmiş bir ticarethanede, bir devlet kademesinde kariyer yapıyor. Pekiyi, niye bir gün çıkıp da bir şey dememiş?  Dese, başı belaya filan girerdi, biz de duyardık değil mi?..
Diyelim ki o zamanlar ‘siyasetle alakalı’ değildi bu ağabeylerimiz, bu büyüklerimiz. Bu yüzden ‘siyasi mesele’ deyip uzak durdular darbelere karşı çıkmaktan. Şimdi bu memleketin yazarları Orhan Kemallerin, Sabahattin Alilerin, Aziz Nesinlerin, Kemal Tahirlerin nasıl bir hayat yaşadıklarını biliyoruz. Nazım Hikmetlerin nasıl acılar ve işkencelerle dolu bir hayat yaşadığını, birkaç cümle, birkaç mısra yazabilmek için sansüre, ambargoya, devletin sert yasaklarına nasıl kafa tuttuklarını biliyoruz. Pekiyi, be mübarek, ‘demokrat’ dediğin yalnız kendine mi demokrat? İnsan, bu topraklarda acı çekmiş, işkence görmüş, mahkûm olmuş bu yazarlardan utanır!..
Nihat Genç, söyleşi sonrasında okurları için kitaplarını da imzaladı.

Fotoğrafaltı:
Nihat Genç 1
Çalışmaktan nasırlaşıp katılaşan ve acıyı duymayan amele elleri gibi yüreklerimiz nasırlaşmış. Kimsenin derdi bizi ilgilendirmiyor. Geceyarısı ya da sabaha karşı evinden alınıp götürülen biri için hiçbir sorumluluk duymuyoruz. Onun alınıp götürülmesine üzülmüyoruz da… ‘Hak, hukuk’ lafları ediyoruz, ama geceyarısı komşumuzu, arkadaşımızı alıp götürenlere ‘Neye dayanarak yapıyorsun kardeşim bunu?’ demiyoruz. ‘Vah, vah’ da demiyoruz!… Bu ‘normal’ bir durum değil. Sağlıklı bir durum değil. İnsanca bir durum değil… Bu kötü, çok kötü bir durum!..”
2
Değişeceğiz diyorduk; kuşkusuz değişeceğiz. Değişmemiz gerekiyorsa niçin değişmeyelim. Biz ebleh miyiz? Ama kültüre, irfana, edebe, soyluluğa doğru değişeceğiz! Biz nasıl değişiyoruz? Jaguarlar, Mersedesler ve tiril tiril ipeklilerle! Demek ki, biz değişmedik! Tam tersine çakallaştık, o..laştık, Recep İvedik’leştik!.. Bir metafordan geçiyoruz. Dört bin yıllık bir kültürden gelen insan, gözlerimizin önünde başka bir şey oluyor. Kurt oluyor, çakal oluyor, tilki oluyor demeye dilim varmıyor.  Hepsi de ‘muhterem’  hayvanlardır onlar. Bunlar başka bir şey oluyorlar…”
3
Ne diyorlardı? Ah şu  ‘köhne Bürokrasi’ diyorlardı… Uçacağız, ama şu köhne bürokrasi olmasa!... SEKA’nın ne olduğunu biliyor musunuz? Hani defterimizi, kağıdımızı üreten SEKA! Ya demir çelik fabrikalarının, tersanelerin, limanların, üretme çiftliklerinin ne olduğunu biliyor musunuz?  Bedavaya alınıp bir milyon katıyla arsa olarak satıldılar! ‘Amma da para kazandık murdar şeyden!’ diye övündükleri Rakı satışından bizimkiler bir aldılar, onu satın alan adamlar 9 ay sonra Amerikalılara on bine sattılar! Bir’e karşılık on bin!..
4

“Haşhaş ekmeyeceksin, dediler! Haşhaş ekmeyeceksin, pamuk da ekmeyeceksin! Ne yapacaksın pamuğu? Mısır’dan, Hindistan’dan ucuza alırsın, daha fazla kazancın olur! Ne yapacaksın demiri, çeliği, kağıdı? Çin, bir liraya on defter, yarım liraya 20 kalem veriyor!.. ‘İş bitirici’ Turgut Bey,  Reagen ve Teacher’in sağcı rüzgarını da arkasına alıp TV ekranlarından kalemini gözümüze soka soka ne diyordu: ‘Netice itibarıyla Türkiye’yi büyütüyoruz, vatandaşımız zengin oluyor!  İşte, Türkiye’yi böyle küçülttüler. Lokma lokma mideye indirilsin diye…

ÖZGEÇMİŞ
Nihat GENÇ
Trabzon 1956.  Gazeteci, yazar.
İlkokulu,  Trabzon’da İskender Paşa İlkokulu’nda, orta okul ve liseyi Trabzon Ticaret Lisesi'nde tamamladı. Sağlık İdaresi Yüksek Okulu’nu 1983 yılında bitirdi. Ankara Rehabilitasyon Merkezi'nde, sonrasında da Kültür Bakanlığı’nda dokuz yıl çalıştı. Gençlik yıllarında başladığı yazı uğraşını siyasi dergiler, edebi dergiler ve son olarak Leman (eski Limon) dergisinde sürdürdü. Kısa bir süre Akşam gazetesinde yazdı. Skyturk isimli televizyon kanalında Serdar Akinan ile "Ne Var Ne Yok" adında bir program yaptı. Bu program 2008 yazında sona erdi. Ardından Avrasya TV'de Lale Şıvgın ile "Veryansın" programına başladı. Şimdilerde, Kıbrıs’ta yayın bir radyoda programlar yapmakta ve yazıları ile konferanslarını sürdürmektedir.
Çok okunan bazı kitapları: Dün Korkusu, Bu Çağın Soylusu, Ofli Hoca / Şeriatta Ayıp Yoktur, Kompile Hikayeler, Üfürükten Üniversite Bilimi,Soğuk Sabun, Köpekleşmenin Tarihi,Modern Çağın Canileri,Memleket Hikayeleri, Arkası Karanlık Ağaçlar, İhtiyar Kemancı, Amerikan Köpekleri, Edebiyat Dersleri, Nöbetçi Yazılar, Hattı Müdaafa, Karanlığa Okunan Ezanlar, Aşk Coğrafyasında Konuşmalar, Kavga Günleri, Veryansın..


Soruşturmaların arkasında hangi güçler var?

Aydınlarla Yüzyüze söyleşisine katılan Yargıtay Onursal Başkanı Vural Savaş, iktidar partisinin gündemin... devamı

AYDINLARLA YÜZYÜZE MART AYI PROGRAMI

AYDINLARLA YÜZYÜZE PROGRAMI VE KONUKLARIN ÖZGEÇMİŞLERİ devamı

VURAL SAVAŞ BU HAFTA AYDINLARLA YÜZYÜZE SÖYLEŞİSİNE KONUK OLUYOR.

Basın Kültür Sarayı'ndaki Uğur Mumcu Etkinlik Salonu'nda 2 Mart 2010 Salı gerçekleşecek söyleşinin konuğ... devamı

TALAT ŞALK VE MAHİR KAYNAK AYDINLARLA YÜZYÜZEYE KONUK OLDU

Bursa Gazeteciler Cemiyeti ve Nilüfer Belediyesi işbirliğinde gerçekleştirilen "Aydınlarla Yüzyüze Söyle... devamı

BGC ÖDÜLLERİ BELİRLENDİ.

Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nin geleneksel olarak düzenlediği Gazetecilik Başarı Ödülleri Yarışması sonuçl... devamı