Soruşturmaların arkasında hangi güçler var?
Aydınlarla Yüzyüze söyleşisine katılan Yargıtay Onursal Başkanı Vural Savaş, iktidar partisinin gündemine aldığı anayasa değişikliğinin bugünkü Meclis'in değil, seçimle göreve gelecek yeni Meclis'in işi olması gerektiğini söyledi.
Savaş: "Anayasa
Mahkemesi'nin AKP ve DTP ile ilgili kararları hem
hükümetin, hem de Meclis
çoğunluğunun meşruiyetini ortadan
kaldırmıştır. Anayasa ile uyuşmazlık içinde
olduğu Anayasa
Mahkemesi'nin kararı ile kesinlik kazanmış olan Meclis'in,
AKP'nin
laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna ilişkin kararın
hemen
ardından erken seçime gitmesi gerekirdi..."
Bursa
Gazeteciler Cemiyeti ile Nilüfer Belediyesi'nin birlikte
düzenlediği
"Aydınlarla Yüz Yüze Söyleşileri", Yargıtay Onursal
Başkanı Vural Savaş'ın
konuk olduğu, "Soruşturmaların arkasında hangi
güçler var?" başlıklı söyleşi
ile devam etti.
Basın Kültür Sarayı, Uğur Mumcu Etkinlik Salonu'nda
gerçekleşen, BGC
Başkanı Nuri Kolaylı'nın yönettiği söyleşide, Savaş,
"Soruşturmaların
arkasında hangi güçler var?" sorusuna yanıt verilmeden önce
"bir fikir
jimnastiğine ihtiyaç bulunduğunu" belirterek şöyle
konuştu:
"Yazık ki aydınlarımız bu konuda derinliği olan incelemeler
yapmakta
ve derinliği olan görüşler üretmekte, tek kelimeyle sınıfta
kalmıştır!
İnanılmaz bir fikir kısırlığı, inanılmaz bir atalet içindeler.
Ne
araştırıyorlar, ne geçmişe bakıyorlar, ne de olup bitenlerin
bizi
nereye götürdüğü konusunda açık bir düşünceye ulaşmak
zahmetine
katlanıyorlar... Oysa hem dünyada, hem de bizde o kadar çok
hukuksal, o
kadar çok siyasal örnek var ki yararlanılması gereken,
anlatılamaz.
Bunlara aydınlık bir düşünüşle bakan herkes, Türkiye'de bugün ne
olup
bittiğini, Türkiye'nin nereye doğru götürülmek istendiğini
kolaylıkla
görebilir..."
Türkiye'de en çok yakınılan, en çok dile
getirilen konuların başında
askeri darbelerin geldiğinin bilindiğini ifade
eden Savaş, sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Şimdi düşünelim: Darbeler neden
olmuş? Darbeler nasıl olmuş? Gerçek
bir demokrasi olsa, Türkiye'de darbeler
olur muydu? Gerçektir ki, çok
partili hayata geçtiğimizden bu yana gerçek bir
demokrasimiz olmadı.
1957 yılındaki seçimleri ele alalım: Muhalefet iktidar
partisi
Demokrat Parti'den çok daha fazla oy aldı. Fakat sistem, bir oy
fazla
alanın milletvekili seçilmesine dayanıyordu. Sonuçta
muhalefetin
altında kalan iktidar partisi bir kez daha yasama organında
çoğunluğu
elde etti. Halkın iradesi o mecliste ifadesini bulamadı.
Bunun
yarattığı hayal kırıklığı ilişkileri gerginleştirdi. Bugün de öyle
bir
sistemimiz var ki, oyların yalnızca yüzde 11'ini alan herhangi
bir
parti, diğer partilerin barajın altında kalmalarından dolayı
kuramsal
olarak tek başına iktidar olabilir! Şimdi bunun demokrasi olduğunu
kim
söyleyebilir? AKP'nin iktidar olduğu ilk seçimdeki
sonuçları
hatırlayalım: AKP yüzde otuz beş civarında oy alarak tek
başına
iktidar oldu. Genç Parti'nin, MHP'nin ve DYP'nin yüzde 7 ve
8
civarındaki oylarına karşılık meclis dışında kalması Türkiye'yi
azınlık
oylarına sahip partinin ellerine bıraktı. Her parti oyları
oranında Meclis'te
temsil edilseydi AKP tek başına hükümet kurma
olanağı bulamazdı. Bugün
demokrasi, demokrasi diye nutuk atanlar seçim
barajının hiç değilse yüzde 5'e
düşürülmesi için parmaklarını bile
oynatmıyorlar. Dünyanın hiçbir demokrasi
ülkesinde böyle bir durum
yoktur. Seçim barajının en kısa zamanda düşürülmesi
gerekir..."
Sözü, Anayasa değişikliğine ilişkin siyasi açıklamalara
ve
hazırlıklara getiren Vural Savaş, AKP'nin Anayasa Mahkemesi
tarafından
"Laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı" olarak mahkum
edildiğini
söyledi. DTP'nin de yine anayasa karşıtı ve bölücü
faaliyetler
nedeniyle mahkum olduğunu hatırlatan Savaş, şöyle devam
etti:
"Şimdiki durum şudur: Anayasa Mahkemesi'nin Anayasa
karşıtı
faaliyetlerin odağı olarak mahkum ettiği bir parti ile
bölücülük
nedeniyle kapattığı bir parti el ele verip Türkiye
Cumhuriyeti
Anayasası'nı değiştirmeye çalışıyor. Bunun hukukla, demokrasi
ile
bağdaşır bir tarafı yoktur. Değiştirmeye ikisinin ortaklığı
yetmiyor.
Bu yüzden referandum'a gitmek zorundalar.
Bugün iktidarda
olanlar, er geç Yüce Divan'a gideceklerini biliyorlar.
Üstelik hukuk dışı
uygulamalarıyla bunun delillerini kendi elleriyle
hazırlıyorlar. Anayasa
Mahkemesi'ne, Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu'na müdahale arzuları buradan
kaynaklanıyor. Anayasa'yı bunun
için değiştirmek istiyorlar. Özel yetkili
savcı ve hakimler eliyle
bunun için olmadık işlere imza atıyorlar. Önümüze
referandum sandığı
geldiğinde herkes bu bilinçle davranmak ve yurttaşlık
görevini mutlaka
yerine getirmek zorundadır..."
SORUŞTURMALARIN ARKASINDA
KİM VAR?
Sözü Ergenekon soruşturmasına getiren ve "Ergenekon
soruşturmasının
arkasında dış güçler var mı? Eğer varsa, kimi maşa
olarak
kullanıyorlar? Bu güçlerin, bu sürecin gündemdeki anayasa
değişikliği
ile alakası ne?" diye soran Savaş, Taraf, Zaman, Yeni Şafak
gibi
iktidar yanlısı gazetelerin önemli yazarlarından alıntılar
yaparak,
Ergenekon soruşturması ile ABD'nin yanında AB'nin de yakından
ilgili
olduğunu söyledi. Yazar Fehmi Koru'nun "Egenekon
konusundaki
soruşturma, Bush ile Erdoğan arasındaki ilk görüşmede
kararlaştırıldı"
diye yazdığını; Mehmet Altan'ın da, "İyi ki işin arkasında
ABD var!
AKP'ye kalsa bu kadar kararlı adımlar atılamaz, bir yere
de
varılamazdı" şeklinde yorumlar yaptığını savunan Savaş, bu iddia
veya
açıklamaların, "her konuda gazetecilere dava açmayı alışkanlık
haline
getiren Başbakan Erdoğan tarafından tekzip edilmediğine" dikkat
çekti.
Yargıtay Onursal Başkanı Savaş, kitapları, yazıları ve
konuşmaları
nedeniyle sürekli tehdit edildiğini de belirterek, sözlerini
şöyle
tamamladı: "Türkiye Cumhuriyet'i elden gidiyor! Bir de Vural
Savaş'ı
yok etseler ne olacak!"
Savaş, daha sonra okurları için
kitaplarını imzaladı.




