İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNİN GELİŞİMİ

Bu sayfa 2009-12-08 14:56:05 tarihinde yayınlandı ve 16552 kez okundu.

Çoğu zaman içinde geliştiği toplumun toplumsal etkinliklerinin ürünü olan ve sürekli gelişen, geliştikçe kendini yenileyen ve yanlışlarını bünyesinden atan bu değerler bütünü, bireylerin yaşamını yönlendiren temel unsurdur.

İletişim Teknolojilerinin Gelişimi


İnsanlığın gelişiminde, iletişim ve iletişim araçları, her zaman temel belirleyici ve yönlendirici bir unsur olmuştur. Sözden yazıya, yazıdan görüntülü nesnelere kadar iletilen her türlü düşün ve sanat ürünü ile onu ileten araçlar sürekli gelişim göstermiş, her dönem kendi iletişim ortamını yaratmıştır.
Karşılıklı bilgi alışverişi amacına yönelik etkinlikleri kapsayan ve bu amaçla kullanılan araçları tanımlayan iletişim, kavramsal olarak iki temel unsuru bünyesinde barındırmaktadır. Bunlardan birincisi iletilen olarak adlandırabileceğimiz her türlü düşünce ve sanat ürünüdür ki, bunlar insanlığın gelişimi ile birlikte sürekli gelişen ve belirli bir anlam ifade eden değerler bütünüdür. Çoğu zaman içinde geliştiği toplumun toplumsal etkinliklerinin ürünü olan ve sürekli gelişen, geliştikçe kendini yenileyen ve yanlışlarını bünyesinden atan bu değerler bütünü, bireylerin yaşamını yönlendiren temel unsurdur. İnsanların öğrenme, araştırma, düşünsel ve sanatsal yönlerini ortaya koyma, evreni kendi yaşam koşullarını oluşturmak için değiştirme çabaları ile elde ettiği bulgu ve sonuçları başkaları ile paylaşma, bundan maddi ve manevi kazanç elde etme düşüncesi doğal olarak bu sürecin oluşumunda en başat rolü oynamaktadır.
Yaratılmış olan bütün bu değerlerin, olgu ve olayların bireylerin ve toplumun yaşamında bir anlam ifade edebilmesi için, her şeyden önce başkaları ile paylaşılması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektirmektedir. Bunu sağlayacak olan da iletişim araçlarıdır. Bu da iletişimin ikinci temel unsurunu oluşturmaktadır. İnsanın düşünsel ve toplumsal çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan bilgi ve onun türevlerinin iletilebilmesi için insanlık hem onun gelişimine, hem de onun iletimine olanak sağlayacak araçların geliştirilmesi yönünde ortak bir çaba sarf etmiştir. Çünkü yaratılmış değerlerin, olay ve olguların aktarılması için önce ifade edilmesi ve sonra da ifade edilenin başkalarına aktarılması gerekmektedir. Bu da ancak iletişim araçlarının gelişimi ile olanaklı olmuştur. Dilin ortaya çıkışından internetin gelişimine kadar, tarihsel süreç içerisinde, geliştirilen bütün iletişim araçları, düşün ve sanat ürünleri ile olay ve olguların aktarılmasında önemli işlevlere sahip olmuştur. Gelişen iletişim araçlarının etkisi sadece bilginin aktarımı ile sınırlı kalmamış, aynı zamanda aktarılanın biçimini, niteliğini ve içeriğini de değiştirmiştir. Teknolojik gelişimler ve bunların iletişim alanında kullanımı ile birlikte, sözlü, basılı, görsel birçok düşün ve sanat ürünü iletişim yönteminin ve mesleğinin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Bir bilim ve meslek dalı olan iletişim, bu gelişmeler doğrultusunda kendini konumlandırmış, her dönem kendi kuramsal temellerini oluşturmuştur.
İletişim araçları iletişimin gelişiminde her zaman temel belirleyici unsur olmuştur. Çünkü iletişim araçları, kendi olanakları ve kapasiteleri doğrultusunda iletilecek olanın biçimini, niteliğini ve içeriğini doğrudan belirlemiştir. Tarihsel süreç içerisinde iletişimin sağlanmasında en temel unsur hiç kuşkusuz dildir. Semboller dizisi ve zihinsel etkinliklerin ürünü olan dil, düşüncenin gelişimi ve aktarılmasında temel aracıdır. Dil bütün iletişim araçları için vazgeçilmez bir niteliğe sahiptir ve onsuz bir iletişim ortamı ancak bir takım eksikliklerle varlığını sürdürebilir. Dilin gelişimi ile birlikte gelişmeye başlayan sözel bilgi aktarımı, her zaman büyük bir önem taşımış ve önemi hiçbir dönemde azalmamış, hatta bazı iletişim araçlarının temel bilgi aktarım yöntemi olmuştur. Ancak sözel iletişim yöntemi, aynı etkiyi bilginin saklanması ve gelecek kuşaklara aktarılmasında gösterememiştir. Özellikle bilgi birikiminin artması, aynı zamanda bunun saklanması ve aktarılması sürecinde sözel iletişimin yetersiz kalmasına ve kaydedilme zorunluluğunu gündeme getirmiş, bu da yazının bulunmasına neden olmuştur. M.Ö. IV bininci yıllardan kalma Uruk tabletlerinden ilk yazılı belgelerin Sümerlere ait olduğu anlaşılmaktadır. Yazı daha sonra bütün toplumlarda etkin bir biçimde kullanılmaya başlanmış ve sürekli gelişerek günümüze kadarki evrimsel sürecini devam ettirmiştir.
Yazının bulunması doğal olarak onun hangi ortama kaydedileceği sorusunu da gündeme getirmiştir. İlk başlarda doğal ortamdaki taşlar, kil tabletler, ağaç kabukları ve yaprakları, M.Ö. 3300’lü yıllardan itibaren papirüs bitkisinden elde edilen ve aynı adı taşıyan kâğıtlar ve M.Ö. 2. yüzyıllardan itibaren de Bergama’da hayvan derisinden yapılan parşömen, yazı malzemesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yüzyıllar boyunca önemli bir yazı malzemesi olan ve günümüzde de etkinliği önemli ölçüde devam ettiren kâğıt, ilk önce M.S. 105 yılında Çinli bir saray görevlisi olan Tsai Lun tarafından üretilip geliştirilmiştir. Semerkant’ta Arapların tutsak aldığı Çin savaş esirleri Araplara kağıt yapma sanatını göstermiştir. Harun El Reşit (764-809) 800 yıllarına dek Bağdat’ta, kağıt imal ettiriyor ve daha sonra da kağıtlar, Araplar aracılığı ile Bizans’a ve Akdeniz boyunca da İspanya’ya yollanıyordu. Nitekim Avrupa’daki ilk kâğıt fabrikası da kâğıdın bulunuşundan 1045 yıl sonra 1150 yılında İspanya’nın Valencia kentinde, Türkiye’de ise Yalova’da 1744 yılında İbrahim Müteferrika tarafından kurulmuştur.
Yazı ve yazı malzemeleri yaklaşık 4000 yıllık bir süreç içerisinde yaygınlık kazanabilmiştir. Bu sürecin en önemli özelliklerinden biri de bilgi, olay ve olguların elle kaydedilmesidir. Yaklaşık olarak yazının bulunmasından 4000 ve kâğıdın bulunmasından 700 yıl sonra 8. ve 9. yy.larda Çin ve Japonya’da kutsal metinlerin blok baskı yöntemi ile çoğaltılması amacıyla matbaa kullanılmaya başlanmış ve 1041 yılında Çinli Pi Seng, ayrı ayrı harfler dökerek baskı yapma tekniğini geliştirmiştir. Basım tekniğinde Uzak Doğu’da yaşanan bu gelişmelerden yaklaşık 500 yıl sonra Avrupa’da ilk matbaa 1444 yılında Gutenberg tarafından kullanılmıştır. Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta, matbaanın yaygınlaşması hatta endüstrileşmesinde Avrupa’nın temel belirleyici olmasıdır. Rönesans’ın, aydınlanma çağının ve endüstri devriminin Avrupa’da ortaya çıkması, toplumun eğitim seviyesinin yükselmesi ve buna paralel olarak toplumun bilgiye olan gereksiniminin artması, doğal olarak bilgi kaynaklarına olan talebi artırmış, bu da basım tekniğinin gelişimini ve yaygınlaşmasını hızlandırmıştır.
Türkiye’de ise son derece ilginç ve düşündürücü sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Her şeyden önce kâğıttan önce kullanılan yazı kayıt ortamları olan papirüs ve parşömen, Türklerin yaşadığı ve yurt edindiği bölgelerde bulunmuş ve kullanılmıştır. Yine aynı şekilde kâğıdın ve matbaanın ilk bulunup kullanıldığı bölgelerde de Türkler etkin bir şekilde yaşamaktadır. Ancak bu basım araç ve gereçleri, Türklerin yaşadığı bölgelerde etkinlik kazanamadan Avrupa’da kullanılmaya başlanmış ve birer endüstri haline gelmişlerdir. Türkiye’ye ilk matbaa İspanya’dan İstanbul’a göç eden Yahudiler tarafından, Avrupa’da kullanılmaya başlamasından yaklaşık elli yıl sonra 1493 yılında getirilmiş ve daha sonra 1567 yılında Ermeniler ve 1627 yılında da Rumlar tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı’da Müslümanlar tarafından ilk matbaa 1728 yılında İstanbul’ da kurulmuştur. Gerek yabancılar gerekse Müslümanlar tarafından bunların dışında matbaalar kurulmuş ve bu matbaalarda eserler basılmış olmasına karşın, Osmanlı’da yayıncılık ancak 19. yy’ın ikinci yarısından itibaren etkinlik kazanmaya başlamıştır (Toplu, 2002, s.111 ). Osmanlı’da kâğıt fabrikasının da 1744 yılında kurulduğu dikkate alındığında, Türklerin hatta onların yönetimi altındaki bölgelerde, yazılı kültüre dayalı iletişim araçlarının toplumsal düzeyde etkinlik kazanamadığı, hatta bu yönde gereksinimin bile oluşturulamadığı söylenebilir. Bir başka deyişle basılı iletişim araçları hep Türklerin yaşadığı bölgelerde gelişmiş ancak ondan yararlanma ve onu içselleştirmede aynı ölçüde başarı sağlanamamıştır. Yerleşik kültürün bir ürünü olan yazının, göçebe toplumda yeterince etkinlik kazanması doğal olarak beklenemezdi. Buna bağlı olarak sözel kültürün toplumda etkin olması, yazılı araçlara olan gereksinimi azaltmaktadır.
Dünya’da ilk gazete 1609 yılında Avisa, Relation oder Zeitung ismi ile Almanca haftalık olarak Strasburg’da yayımlanırken (İnuğur, 1982, s.57) bundan yaklaşık 220 yıl sonra Osmanlı sınırları içerisinde- her ne kadar İstanbulda’ki Fransız Büyük Elçiliği 1796-1798 yılları arasında Fransızca Gazete yayımlasa da- Orta Doğu’da ilk gazete 1828′de Vaka-yı Mısrıyye ismiyle Kahire’de yayımlanmıştır. Günümüz Türkiye sınırları içerisinde yayınlanan ilk Türkçe gazete ise, 1831 yılında yayımlanmaya başlayan Takvim-i Vekayi’dir (Levis, 2000, 95). Gazetelerin ortaya çıkmasının, bilginin yayımı ve merkezi yönetimin düşüncelerinin taşra üzerinde daha etkin hale gelmesi açısından önemli işlevleri olmuştur. Birey ve gruplar daha önceleri çoğu kez sözel olarak ve içinde bulundukları ortamdaki bilgilere erişebilirlerken, gazetelerin ortaya çıkması ve yaygınlaşması ile bu sınır genişleyerek bölgesel ve/veya ülkesel boyuta ulaşmıştır. Bununla birlikte gazeteler daha güncel bilgileri okuyucularına ulaştırmaya başlamışlardır. Gazetelerin ortaya çıkması ve yaygınlaşması, aynı zamanda merkezi iktidar açısından bazı avantaj ve dezavantajları da beraberinde getirmiştir. İktidarlar çıkardıkları ya da destekledikleri gazeteler aracılığı ile ilk kez güçlü propaganda aracına sahip olmuşlardır. Ayrıca merkezden taşraya doğru yoğunlaşmaya başlayan bilgi akımı sayesinde, merkezi bakış açısı bütün toplumsal kesimlere benimsetilmeye başlanmıştır. Buna karşın, merkezi iktidara karşı olan güçler de kendi düşüncelerini yayma açısından daha güçlü iletişim aracına sahip olmuşlardır. Doğal olarak bu da sansür uygulamalarının daha etkin bir şekilde uygulanmasını gündeme getirmiştir. İletişim açısından düşünüldüğünde, gazeteler özellikle yazılı kültürün gelişip yaygınlaşmasında önemli bir işleve sahip olmuştur.
Gazetelerin yaygınlaşması, ulusal hatta uluslararası ölçekte birer iletişim aracı haline gelmesi, doğal olarak aktarılacak bilgi ve haberlerin de aynı düzeyde ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Gazetelerin kurumsal olarak dünyanın her yanındaki haber ve olayları tek başlarına elde etme olanağının bulunmaması nedeniyle bu alanda faaliyet gösterecek kurumların ortaya çıkmasına neden olmuş ve haber ajansları kurulmuştur. Dünya’da ilk haber ajansı 1835 yılında Agence Havas (Törenli, 2005, s.76) adıyla Paris’te kurulurken, Türkiye’de Anadolu Ajansı’nın temelleri 1920 yılında atılmıştır (Bengi, 2002, s.4).
Yazının bulunması ile başlayan ve yaklaşık 5.000 yıldan fazla bir zaman dilimi içerisinde etkin hale gelebilen yazılı kültür geleneği, 19. yy.’ın son çeyreğinden itibaren hem kendi gelişimine katkıda bulunacak, hem de kendine rakip olabilecek yeni iletişim araçları ile karşı karşıya kalmıştır. Fotoğrafın, 1839 yılındaki icadından sonra, kitap, gazete vb. gibi basılı iletişim araçlarında, yazının yanında görselliğin daha etkin bir biçimde kullanılması ve enformasyonun okuyuculara daha çekici bir biçimde aktarılabilmesi olanaklı hale gelmiştir. Fotoğrafın gelişimi, yazının yanında ilk kez yeni bir iletişim aracının ortaya çıkması açısından da son derece önemlidir.
Bu süreç içerisinde telgraf ve telefonun gelişimi, iletişime yeni bir boyut ve içerik kazandırmıştır. 1844 yılında Samuel Mors’un geliştirdiği özel bir alfabeyle (Mors Alfabesi) kodlanmış elektrik sinyallerinin alıcı ve verici arasında kurulan kablo bağlantısıyla uzak mesafelere gönderilmesine olanak sağlayan telgraf (Törenli, 2005, 70), iletişim hızının artırılması ve yeni bir boyuta taşınması konusunda etkin rol oynamıştır. Bununla birlikte 1899 yılında Marconi tarafından ilk telsiz telgraf haberleşmesi Manş üzerinde gerçekleşmiştir. Telgrafın gelişimi, iletişimin boyutunu yerellikten ulusal ve uluslararası ölçeğe taşırken, aynı zamanda gazetelerin haberleri daha güncel elde etmelerine ve içeriğini zenginleştirmelerine olanak sağlamıştır. Telgraf askeri alandan yönetime, ticaretten gündelik yaşama kadar toplumsal yaşamın diğer alanlarını da doğrudan etkilemiştir. Türkiye’de ilk telgraf hattı 1847 yılında İstanbul Edirne arasında döşenmeye başlanmış ve hizmete 1854 yılında girmiştir (Paçacı, 2006).
Telgrafın bulunuşundan yaklaşık 30 yıl sonra 1876 yılında, bir başka telli iletişim aracı olan telefon ilk kez insan sesini bir boyuttan başka bir boyuta taşımayı başarmıştır. Bu, iletişim tarihinde yeni bir dönemin açılmasına, sözel kültürün etkinliğinin tekrar artmaya başlamasına neden olmuştur. Türkiye’de ise ilk telefon kullanımı 1908 yılında gerçekleştirilmiştir. 20. yüzyılın başında 1906 yılında Aubrey Fessenden, Massachusetts’ten Atlantik Okyanusu’ndaki gemilere radyo dalgaları üzerinden insan sesini ileterek telsizin gelişimine olanak sağlamıştır (Atabek, 2001, 72). Özellikle askeri alanda ve ticari alanda önemli işlev üstlenen telsiz, herhangi bir hatta bağlı kalmadan sesin aktarılabilmesi açısından oldukça önemlidir.
19. yy.’nin ikinci yarısından itibaren telgraf, telefon ve telsiz teknolojisi alanındaki gelişmeler doğrudan birer kitle iletişim aracı olmasalar da, 1920 yılında ABD’de gerçek anlamda yayın hayatına başlayan Radyo’nun öncülüğünü yapmışlardır. Türkiye’de ise ilk radyo yayını 1927 yılında İstanbul ve Ankara’da yapılmıştır (Kocabaşoğlu, 1980). Radyo yayıncılığını kendinden önceki kitle iletişim aracı olan gazetelerden ayıran en önemli farklılık, birinin yazılı diğerinin ise sözel kültürün ürünü olmasıdır. Radyolarda gazetelere göre daha güncel bilgi edinme olanağı ortaya çıkmış, dinleyiciler daha kısa zamanda enformasyona ulaşabilir hale gelmişlerdir. Radyoların, gazetelere göre başka bir avantajı da müzik vb. eğlencelerin ilk kez bir kitle iletişim aracında yayınlanabilmesine olanak sağlamasıdır.
Ancak, sesin yanında görselliği de kapsayan televizyon yayıncılığının etkisi çok daha fazla olmuştur. Televizyon yayıncılığının başlangıcı konusunda farklı tarihsel yaklaşımlar söz konusudur. Cavalier ilk televizyon yayıncılığının BBC tarafından Londra’da 1928 de ve Jeanneney ise aynı kurum tarafından ve aynı yerde 2 Kasım 1936 yılında başlatıldığını belirtmektedir.
Türkiye’de ilk televizyon yayını İTÜ tarafından 1952 yılında başlatılsa da, asıl televizyon yayıncılığı TRT tarafından 1968 yılında başlatılmıştır (Yanatma, 2008; Aziz, 1998). Televizyon yayıncılığı kendinden önceki tüm eğlence ve haberleşme yollarını, geleneksel kurumlarımızı ve sosyal ilişkilerimizi tümden değiştirmiştir. Televizyonun, sesin yanında görselliği de içermesi onu daha izlenebilir hale getirirken, özellikle sinemanın mekânsal bağımlılığını bir ölçüde de olsa yıkmış ve bunu evlere taşımıştır. Bununla birlikte televizyonda görsellik ve sesin birlikte sunulması, elde edilen enformasyonun daha kalıcı olmasına olanak sağlamıştır.
1948 yılında ilk kez ABD’de uygulamaya konan kablo tv uygulaması (Atabek, 2001, s.83) televizyon yayıncılığında çok sayıda yayın kanalı için bir sorun haline gelen frekans sorununu çözmek için kullanılan bir yöntemdir. Türkiye’de ise ilk kablolu tv yayınları 1980 yılında İstanbul’da Ortadoğu Video İşletmeleri ve Ankara’da Irmak Video Şirketi tarafından o zaman için tek televizyon kanalı olan TRT Televizyonuna ek olarak videobantlarından film yayınlarının kablo ile dağıtılması ile başlanmıştır. PTT ise ilk kablolu tv yayınını 1989 yılında Ankara’da Çankaya Oran Sitesi’nde deneme amaçlı olarak başlatmıştır.
Türkiye’de matbaa ve onun ürünleri dışındaki diğer teknolojik araçların, ortaya çıkışından en geç 15-20 yıl sonra kullanılmaya başlamasına karşın, kablolu tv’nin yaklaşık kırk yıl sonra gündeme gelmesinin iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi televizyon yayınlarının uzun yıllar TRT’nin tekelinde olması ve tek kanalla yayın yapılması -Türkiye’de ilk özel televizyon 1990’lı yılların başında yayın hayatına başlamış ve daha sonra yaygınlaşmıştır- ve ikincisi de telekomünikasyon alt yapısının yine 1990’lı yılların başına kadar gerek teknolojik olarak, gerekse yaygınlık anlamında yetersiz olmasıdır.
Bu gelişmelerle birlikte 1979 yılında, ilk defa İngiltere’de televizyon kanalları üzerinden yayınlanmaya başlanan teleteks yayıncılığı, haberlerin yine televizyonlar üzerinden yazılı olarak erişilebilmesine olanak sağlamıştır. Aynı dönemde kullanılmaya başlanan videoteks yayıncılığı ise, etkileşimli televizyon yayıncılığının öncüsü olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan uzay yarışı uydu teknolojilerinin gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Gelişen bu uydu teknolojileri daha sonra her türlü iletişim teknolojilerinin ve kitle iletişim araçlarının yayımında etkin bir biçimde rol oynamıştır. Günümüzde uydular, iletişimin boyutunu belirleyen temel araçlardır.
Gazete, radyo ve televizyon ortaya çıktıkları dönemden itibaren birey ve toplumun gelişiminde önemli işlevler üstlenmişler, her araç kendi okuyucu, dinleyici ve izleyicisini oluşturmuştur. Hatta kitle iletişim araçları, kendinden sonra gelenleri kendi varlığı için bir tehdit unsuru olarak algılamışlardır. Ancak kitle iletişim araçları, gelişmeleri takip ederek, yayıncılık politikalarını gözden geçirerek ve içeriklerini zenginleştirerek varlıklarını sürdürmüşlerdir.
1990’lı yıllardan itibaren internet ve sayısal yayıncılık alanındaki gelişmeler, kitle iletişim araçlarının mevcut yayıncılık anlayışını ve politikasını ve içeriğini tümden değiştirmiş, tek bir ortamda hepsini erişilebilir kılmıştır.
Sovyetler Birliği 4 Ekim1957 tarihinde uzaya ilk kez Sputnik adında insansız bir araç göndermiş, ABD teknolojik yarışta üstünlüğü ele geçirmek amacıyla, 1969 yılında ARPANET’i (Advanced Research Projects Agency Network) kurmuştur. Kuruluş’un temel amacı, ülkedeki askeri ve akademik birimler arasındaki çalışmaların koordinasyonunu sağlamak, işbirliğini artırmak, bilgi alışverişini gerçekleştirmek ve kurumlar arasında etkin bir iletişim ortamı yaratmaktır. 1972 yılında bu ağ içerisinde ilk kez e-mail gönderilmiş ve 1973’te de ABD dışında, İngiltere’deki Londra Kolej Üniversitesi ile ağ üzerinden bağlantı kurulmuştur. 1986 yılında Ulusal Bilim Kuruluşu güçlü bir ağ yapısıyla (NSFnet) ARPANET’e bağlanarak bugünkü alt yapının oluşumuna zemin hazırlamış ve 1995 yılından itibaren ticari kuruluşları da kapsayacak şekilde genişleyerek, internet adı verilen ve ağların ağı olarak adlandırılan bilgi ağı ortaya çıkmıştır.
Günümüzde “yeni medya” olarak adlandırılan sürecin ortaya çıkmasını olanak sağlayan bir başka etmen de dijital yayıncılığın gelişimidir. Metin, ses, görüntü, fotoğraf vb. her türlü enformasyonun elektronik ortamda aktarılmasına olanak sağlayan ve dijital yayıncılık olarak adlandırılan gelişme, geleneksel medyadan farklıdır ve tamamen bilgisayar teknolojisi temelinde çalışmaktadır.
Dijital yayıncılığın gelişimi ve yaygınlaşması doğal olarak ilk başta yazılı enformasyon alanında gözlenmiş, 1983 yılında Amerikan Kimya Kurumu dergilerin elektronik tam metinlerini bir ticari şirket aracılığı ile hizmete sunmaya başlamıştır. Ancak internet ve diğer akademik ağlar aracılığı ile gerçek anlamda elektronik yayıncılık yapma projeleri 1989’ da meydana gelen “soğuk füzyon” olayından sonra hız kazanmıştır. Grafik, görüntü vb. enformasyonun dijital ortama aktarılması yönündeki çalışmalar 1960’lı yıllara kadar uzanmaktadır. Ancak yazılı metinlere göre çok daha fazla kapasitede işlem yapılmasını zorunlu kılması nedeniyle, bu alandaki çalışmalar, 1990’ların başında, bilgisayar teknolojisindeki mikroişlemcilerin gelişimi, işlem hızı ve kapasitelilerinin artması ile birlikte etkinlik kazanabilmiştir.
Elektronik ve internet yayıncılığının basın sektöründe ilk uygulamaları ABD’de ortaya çıkmıştır. 1995 yılında ABD’de sekiz büyük gazete, çevrimiçi olarak, baskıya hazır gazete sayfalarını anında okurların bilgisayarlarına aktarmak amacıyla bir araya gelerek gazete yayımcılığında sanal dönemi kurumsal düzeyde başlatmışlardır. Bu gelişmeyi izleyen aşamada diğer ülkelerdeki gazeteler de (Der Spiegel, USA Today gibi) İnternet’e girerek sanal versiyonlarını yayımlamaya başlamışlardır. Türkiye’de internet ortamını kullanarak geleneksel basından çevrimiçi yayıncılığa ilk adımı Temmuz 1995 yılında Aktüel Dergisi atmıştır. Onu hemen ardından Ekim 1995’de Leman Dergisi izlemiştir. Ülkemizdeki gazeteler arasında çevrimiçi yayıncılık uygulamalarına ilk başlayan medya kurumu ise 2 Aralık 1995 tarihi ile Zaman Gazetesi olmuştur.
Dijital yayıncılığın gelişimi, enformasyonun yayımından eğlenceye kadar toplumsal yaşamın hemen hemen bütün alanlarını etkilemiştir. Bilginin yayımı, depolanması ve erişiminde enformasyon merkezleri eski ağırlıklarını kaybederlerken, internet sayesinde oluşan enformasyon otobanları sayesinde, bireyler uluslararası düzeyde daha fazla bilgiye erişebilir hale gelmişlerdir. Kamu hizmetlerinin elektronik ortama aktarılması sayesinde, sağlıktan eğitime kadar birçok hizmet daha etkin ve daha verimli bir şekilde e-devlet kapsamında verilmeye başlanmış, vergiler ve her türlü ödemeler internet ortamında ödenmeye başlanmıştır. Bilginin elektronik ortamda sunumu ve erişimi sonucunda hizmeti sunan ve hizmeti alanlar arasında oluşan ‘karşılıklı etkileşim’, geleneksel yönetim biçiminin evrilerek ‘karşılıklı yönetim’ anlayışına dayalı bir demokratik düzeni yapılandırmaya başlamıştır. Kamu kurum ve kuruluşları dâhil olmak üzere iktisadi, ticari, sağlık, eğitim, kültürel vb. bütün birimlerdeki merkezi yönetim algılayışı terk edilmiş ve dağınık yapılı (âdemi merkezi) yönetim düşüncesi etkinlik kazanmıştır. İnternetin gelişimi ile birlikte küreselleşme olgusu iktisattan hukuka kadar toplumsal yaşamın hemen her alanında etkin olmaya ve bunun sonucu bütün düzenlemeler bu çerçevede yapılmaya başlanmıştır. Uluslararası düzenlemeler, yerel uygulamalardan daha fazla etkin hale gelirken, çok uluslu şirketlerin ve örgütlerin ülkelerin karar mekanizmalarındaki ağırlığı daha da artmıştır. Ancak bütün bu gelişmelerde enformasyonu ve teknolojiyi yaratan ülkeler, aynı zamanda o alandaki uluslararası düzenlemelerin oluşturulmasında etkin bir şekilde söz sahibi olurken, alıcı konumundaki ülkeler ise genellikle kararları uygulamakla karşı karşıya kalmışlardır.
İnternet ve dijital yayıncılık alanındaki gelişmeler medya kurumlarının işleyişinde, örgütlenme yapısında ve kendi aralarındaki ilişkilerinde önemli değişiklikler yaratmıştır. Dijital teknik ve çoklu yayıncılık sistemleri geleneksel medyanın (gazete, televizyon, radyo vb.) ulusal egemenliğine henüz bir son vermiş olmasa bile, gücün dağılmasına yol açarak sistemin yeniden yapılandırılmasını zorlayan yeni bir dönem başlatmıştır.Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan her yeni iletişim aracı var olan ve kurumsal bir kimlik kazanmış medya için bir tehdit olarak algılanmıştır. Ancak uygulamada, yeni iletişim araçları, var olanı tehditten ziyade çoğunlukla işbirliğini ve ortaklık koşullarını sağlayacak ortamın oluşumunda önemli işlevler üstlenmişler, hatta enformasyonun yayımında aynı kaynaklardan yararlanmışlardır. Ancak yeni medya düzeni olarak adlandırdığımız süreçte köklü değişikliklerin oluştuğu görülmektedir.
Geleneksel ve yeni medya arasındaki en önemli temel farklılıklardan biri örgütlenme ve işleyişte ortaya çıkmaktadır. Geleneksel medyada, güçlü bir örgütlenme ve sermayenin yanında, bina, matbaa vb. gibi her türlü alt yapı koşulları ile enformasyonun toplanmasından onun okuyucu, dinleyici ve/veya izleyiciye aktarılmasına kadarki süreç içerisinde yer alacak teknik donanımlı, deneyimli ve nitelikli personele gereksinim duyulmaktadır. Özellikle basılı medyadaki sayfa sınırlamaları, medyanın gerek kendi muhabirleri, gerekse bölgesel, ulusal ve uluslararası ajanslardan elde ettiği haberlerin seçimi ve okuyucuya aktarımında etkin bir karar mekanizmasının oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır. Yöneticilerin ve patronlarının düşünce yapısı ve dünya görüşü haberlerin seçiminde etkin biçimde belirleyici olmakta, olay, olgu ve enformasyon onların bakış açıları doğrultusunda okuyucuya aktarılmakta, bu da sansür başta olmak üzere bir takım kısıtlamaları gündeme getirmektedir. Ayrıca yine klasik medyanın etkin olduğu dönemlerde siyasi erkin sansür uygulamaları, medyanın kurumsal yapısı nedeniyle, daha etkin bir şekilde uygulanabilmektedir.
Eski teknolojiler birkaç azınlığın çoğunlukla iletişim kurmasına izin vermekte, çoğunluğun istek ve beğenileri azınlık tarafından belirlenmektedir. Yeni teknolojiler ise çoğunluğun kendi istediği enformasyona ulaşmasına izin vermektedir. Eski iletişim teknolojileri üretici merkezlidir ve aynı iletişim içeriğini bütün izleyiciler için sağlamaktadır. Yeni iletişim teknolojileri ise kullanıcı merkezlidir ve bilgisayarın hafızasındaki enformasyona erişim biçimi çoklu kılınmıştır.
İnternet ve dijital yayıncılığın belirleyici olduğu yeni medya düzeninde ise, iki farklı görünüm mevcuttur. Birincisi medya, geçmişe kıyasla, finansal kaynak, alt yapı koşulları ve personel bakımından çok daha az yatırımla etkin, güncel ve kapsamlı yayın yapma olanağına sahiptir ve ulusal hatta uluslararası boyutta etkili olabilmektedir. Bu bir bakıma yerelin ulusal ve/veya uluslararası ölçekte kendini ifade edebilmesi olanağını sağlamaktadır. İkincisi ise, gazete, radyo ve televizyon gibi her türlü medya yayıncılığında ortaya çıkan tekelleşmenin çok daha güçlü bir medya yapısının ortaya çıkmasına neden olmasıdır. Bu da iktidarlar ve toplum üzerine çok daha etkin ve yönlendirici bir ortamın oluşmasına, olay ve olguların olduğu gibi aktarılmasından ziyade, içeriksiz, popülerleşmiş, yönlendirilmiş, hatta çoğu zaman sansürlenmiş bir yayıncılık anlayışının gelişmesine neden olmaktadır. Farklı ekonomik ve çıkar gruplarının elinde bulunan medya kuruluşları, aynı olayı kendi bakış açıları çerçevesinde okuyucu, dinleyici ve izleyicilerine aktarmakta, birey ve/veya toplum da çoğu zaman bu oluşan enformasyon kirliliği içerisinde ya verilene kendi değer yargıları çerçevesinde inanmakta, ya da doğrusunu araştırma yolunu tercih etmektedir. Bununla birlikte toplumdaki çıkar gruplarının çok daha fazla ayrımlaşması nedeniyle birey ve toplumlar her koşulda daha fazla enformasyona erişebilir hale gelmiştir. Ayrıca birçok sivil toplum örgütü ve çıkar grubu, internetin enformasyonun erişiminde sağladığı yeni olanaklar sayesinde, üyelerine ve diğer toplumsal kesimlere bilinçlendirme konusunda daha etkin bir şekilde rol alabilmektedir.
Günümüzde medya iki farklı görüntü ile karşı karşıyadır. Bunlardan birincisi çoğunlukla ticari amaçlar çerçevesinde üretilmiş, dünyayı tek tipleştirmeye yönelik ve neredeyse yerel kültürü yok etme gücüne sahip yayıncılık anlayışının etkin olması halidir. İkincisi ise, iletişim ve yeni medya olanakları sayesinde, yerel medyanın gücünün uluslararası boyuta taşınabilmesi ve bunlarla her türlü kültürel değerin, bilgi birikiminin, olay ve olguların kendi dışındaki dünyaya ulaştırılabilme olanağının yakalanmış olmasıdır. Yeni iletişim ortamı, tekelleşmenin getirdiği dünyanın tek tipleştirilmesi yönündeki olumsuzlukları giderme açısından önemli avantajlar sağlamaktadır.
Geleneksel ve yeni medya arasındaki en temel farklılıklardan biri enformasyonun yayımı sürecindeki güncellik, hız ve etkileşim alanlarında ortaya çıkmaktadır. Geçmiş dönemlerde, gazeteler yayınlandığı anda bir önceki günün haberlerini aktarabilme şansına sahipken, televizyonlar haber ve görüntüleri, yayın merkezine ulaştığı anda izleyiciler ile paylaşabilmekteydi. Günümüzde, internet ortamında yayınlanan gazeteler Web sayfaları aracılığı ile, televizyonlar da canlı yayınlarla dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen olayları anında okuyucu ve izleyicilerine aktarabilmektedirler.
Aktarılan enformasyonun boyutu, içeriği, niteliği ve aktarılma biçimi klasik ve yeni medya arasındaki farklılıkları belirleyen bir başka unsurdur. Geçmiş dönemlerde gazeteler sadece yazılı ve görsel basılı enformasyonu, yeni medya ortamı ise, aynı belge üzerinde hareketli ve/veya hareketsiz görüntüleri, sesleri, filmleri, fotoğrafları, grafikleri vb. metinlerle birlikte okuyucuları ile paylaşabilmektedirler.
Dijital ortamın sağladığı bir avantaj olan ve multimedya olarak adlandırılan bu süreçte çok daha fazla yazılı görsel enformasyon okuyucuların hizmetine sunulmaktadır. Bu ortamın bir başka özelliği de, kullanıcıların bir bilgiden diğerine rahatlıkla geçebilmeleridir. İnternet ortamındaki gazetelerde yayınlanan haber ve makalelerde kullanılan kaynaklara, web sitelerine vb. elektronik bağlantılar kurulmakta, böylece okuyucunun bilginin gerçek kaynağına ulaşması ve bunları gözden geçirmesi sağlanmaktadır. Ayrıca ilgili makale ve yorumu yazan kişilerin e-mail adresleri ve erişim bilgileri verilerek interaktif bir ilişki ortamı sağlanmaktadır (Brunson, 2001, s.74). Böylece okuyucular konu ile ilgili diğer bilgilere, farklı görüşlere anında erişebilmekte ve daha sağlıklı değerlendirme yapabilmektedirler.
Yeni medya ortamının etkisi sadece gazetecilikle sınırlı kalmamış, radyo ve televizyon yayıncılığında da büyük değişimler yaratmıştır. Uydu, dijital ve dijital kablolu yayıncılığın gelişimi ile birlikte yüzlerce televizyon, radyo yayınına erişilebilmekte ve yayın sağlayıcıların oluşturmuş olduğu paket programlar interaktif bir şekilde kullanıcılarla paylaşılabilmektedir (Smith, 2002, s. 26). Bu devrimin etkisi, sadece daha fazla televizyon ve radyo yayıncılığı anlamına gelmemekte, aynı zamanda eski dünyanın tekli yayıncılık algılayışı yerine, seçime ve tercihe dayalı, daha iyi bir yayıncılık ortamının gelişmesine olanak sağlamaktadır (Graham, 2002, s.30). Televizyon yayıncılığındaki gelişmeler bunun somut göstergesidir. Yayın sağlayıcı kuruluşlar sinema, eğlence, spor, belgesel, magazin vb. türü farklı farklı paket programlar hazırlayarak bunları ilgili izleyici gruplarına pazarlamaktadırlar. Bu gelişim izleyicileri kendi ilgi alanları doğrultusunda daha spesifik yayınları izleme ve genel programlar dışında farklı seçenekleri değerlendirme olanağı sağlarken, medya sektörünün gelirlerini artırma fırsatı yaratmaktadır.
Bu süreci tanımlayan başka bir unsur da, bütün medya türlerinin internet ortamında erişilebilir olmasıdır. Kısa bir süre önceye kadar, gazeteler basılı olarak, radyo ve televizyonlar da kendi araçlarıyla ayrı ayrı takip edilebilmekteydi. Bilişim teknolojilerinin ve internetin gelişimi, bu üç medya türünü bilgisayar ortamında, elektronik olarak erişim olanağı sağlamış ve bunları izlemek için zorunlu araçlara olan gereksinimi de ortadan kaldırmıştır. Medya türlerinin kendi ortamları dışında farklı araçlarla erişilebilir hale gelmesi, doğal olarak onların geleceğinin yeniden tartışılmasına, hatta bu teknolojilerin tek bir ortamda tanımlanması sürecini gündeme getirmektedir. Gelecekte gazete, radyo ve televizyon yayınları belki tümden ortadan kalkmayacak, hatta yayın formatları bile büyük ölçüde korunabilecek, ancak onları takip etmek için gerekli ortam ve araçlar tümden değişime uğrayacaktır.
Medya, bilişim ve dijital teknolojide meydana gelene gelişmeler ve bunların yöndeşmesi, multimedya uygulamalarında kendini somut bir şekilde göstermektedir. Multimedya uygulamalarının etkisi medya faaliyetlerinin sınırlarını aşarak, eğitim, pazarlama, bilgi aktarımı, tanıtım ve bilgisayar oyunları gibi alanlara yayılmıştır. Multimedya eğitimde, uzaktan ve/veya CD tabanlı eğitim programlarının hazırlanmasında, seminer ve konferans metinlerinin yayınlanmasında etkin bir şekilde kullanılmaktadır (Şeker, 2005, s. 181).
Bununla birlikte iş çevrelerinin, ulusal ve uluslararası düzeyde artan rekabet koşullarına ayak uydurabilmek için daha fazla bilgiye gereksinim duyması, medya da dâhil olmak üzere bilgi sahibi kişi ve kurumlarla daha fazla etkileşim içerisinde olmasını zorunlu kılmaktadır. Bu da iş çevrelerinin medyaya olan ilgisini artırmaktadır.
Elektronik yayıncılığının gelişiminin sağladığı en önemli avantajlardan biri de, yayınların arşivlenmesi ve bunların erişiminde ortaya çıkmaktadır. Klasik yayıncılık döneminde basılı, sözel ve görsel alanlarda yapılan yayınlar ilgili kurumların arşivlerinde ve/veya özellikle gazetelerde olduğu gibi enformasyon merkezlerinde arşivlenmekte idi. Doğal olarak belgelerin arşivlenmesi için çok fazla mekâna gereksinim duyulmakta, bu da ilgili kurum ve kuruluşlarda birçok yeni yük anlamına gelmektedir. Ayrıca bu yayınlardan herhangi birine erişim, ancak ilgili arşivlere gidilerek hatta gerekli izinler alınarak sağlanabilmekte idi. Ancak dijital yayıncılığın ve internetin gelişimi ile birlikte, gerek yayınların arşivlenmesinde ve gerekse erişiminde, birçok yeni olanak ortaya çıkmıştır. Yeni medya ortamında, ilgili kurum ve kuruluşlar çok daha küçük mekânlarda ve elektronik ortamda yayınlarını arşivleyebilmektedir. Bu da ekonomik anlamda önemli getiriler sağlamaktadır. Elektronik yayıncılık, geçmiş dönemle kıyaslanmayacak ölçüde, arşiv ortamındaki yayınların erişiminde de önemli avantajlar sağlamıştır. Özellikle Google, Yahoo vb. gibi tarama motorları aracılığı ile arşiv ortamındaki yayınlara anında erişilebilmekte, hatta gerektiğinde konu ile ilgili diğer yayınlar da gözden geçirilebilmektedir. Hâlbuki geçmişte basılı ortamdaki bir yayına erişim için saatler ve hatta günler harcanmaktaydı.
İnternet ve dijital yayıncılığın gelişimi özellikle basılı yayıncılığın farklı bir boyuta taşınması ve işlevselliğinin artırılması açısından önemli avantajlar sağlamıştır. Günümüzde gazeteler elektronik ortamda sadece aynı formatta yayınlanmakla kalmamakta, NTVMSNBC, CNNTÜRK, CNN, BBC vb.’inde olduğu gibi ana akım haber siteleri oluşturulmaktadır. Bu haber siteleri ulusal ve uluslararası düzeyde meydana gelen olayları anında okuyuculara aktarmaktadır. Ayrıca bu gelişmeler konulara göre dizinlenmekte ve okuyucular da ilgili oldukları alanlara daha çabuk yönelmektedirler. Yahoo, Google ve Alta Vista gibi oluşturulan indeks ve gruplama siteleri de gerek güncel, gerekse geçmişe yönelik enformasyonun anında erişimini olanak sağlamaktadır. Oluşturulan tartışma siteleri hem medyanın kendi içerisindeki farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına, hem de okuyucuların bu alanda kendi görüşlerini aktif bir biçimde yansıtmasını olanak sağlamaktadır (Kırçıl, ss.2-3)
Yeni Medya Düzeninin Sağladığı Avantajlar
Elektronik, uydu ve dijital yayıncılık ile internetin gelişimi ve yaygınlaşması, medya sektöründeki harcamaların azaltılmasında önemli rol oynamıştır. Basılı, işitsel ve görsel medya klasik dönemde yayınlarının erişebilirliğini sağlamak için insan gücünden teknolojik altyapıya kadar çok geniş kapsamlı yatırımlar yapmak zorunda iken, günümüzde sınırlı olanaklarla çok daha etkin yayıncılık yapma olanağına sahiptir. Örneğin geçmişte ulusal (yaygın) gazetelerin toplam giderlerinin sadece %40’ı haberi toplama, yazma ve kurgulamaya ayrılmaktadır. Geriye kalan basım, pazarlama ve dağıtıma gitmekte olan %60’lık giderler ise, çevrimiçi gazetecilik ile ortadan kalkmaktadır (Kırçıl, s.1). Yine aynı şekilde radyo ve televizyon yayıncılığında uydu teknolojilerinin ve internetin gelişimi ile birlikte, karasal ölçekli teknolojik altyapıya olan gereksinim gittikçe azalmaktadır.
Yeni iletişim ortamının sağladığı avantajlardan bir başkası da, yayınların erişilebilirliği ve yaygınlaşmasıdır. Geçmiş dönemlerde, yaygın medya da dâhil olmak üzere, yayınların erişilebilirliğinde belirli bir sınırlılık her zaman mevcuttu. Günümüzde ise, yerel medya da dâhil olmak üzere, gerek internet gerekse uydu üzerinden yayın yapan yazılı, işitsel ve görsel medyaya uluslararası düzeyde erişilebilmektedir.
Her türlü medya yayınının etkin bir şekilde izlenebilir olması sorgulama, demokratikleşme ve daha fazla enformasyonu erişebilme olanakları açısından önemli avantajlar sağlamaktadır. Okuyucu ve/veya izleyiciler, geçmiş dönemlerde, olayları ve olguları, sınırlı yayınlar aracılığı ile takip edebilirken ve çoğunlukla da tek yönlü bilgilenirken, günümüzde ise erişilebilirlik ve takip edilebilirlik açısından çok daha fazla yayın kuruluşuna ve buna bağlı olarak da enformasyonu erişebilir hale gelmişlerdir. Bu gelişim sayesinde izleyiciler olay, olgu ve yorumları farklı bakış açıları takip edip değerlendirebilmektedir. Ayrıca olay ve olguların bazı kesimler tarafından manipüle edilmesine yönelik çalışmalar engellenemese bile, doğrularının farklı kanallardan öğrenilmesi çok daha kolay hale gelmiştir. Medya alanında yaşanılan tekelleşmeye rağmen, toplumsal ölçekli farklı bakış açıları geçmiş dönemle kıyaslanmayacak düzeyde kamuoyu ile paylaşılmaktadır. Bu da medyanın demokratikleşmesinde önemli katkı sağlamaktadır. Bir başka deyişle daha önceleri kendilerini medya aracılığı ile ifade edebilme olanağına sahip olmayan birçok çıkar ve baskı grubu, internet başta olmak üzere, yeni iletişim ortamı sayesinde görüşlerini kamuoyu ile daha fazla paylaşabilmektedir.
Medyanın demokratikleşme yönündeki çabaları, onun kendi kurumsal kimliğine de yansımış, bu alandaki klasik merkezi yönetim uygulamaları, âdemi merkezi bakış açısı çerçevesinde ele alınmaya başlamıştır. Yeni iletişim ortamının, medyayı birçok merkezden yayın yapma olanağı sunması doğal olarak klasik merkezi yönetim uygulamalarını güçleştirmiştir. Bununla birlikte medya yayıncılığının, rekabet ortamının da etkisiyle, haberden ekonomiye, spordan eğlenceye kadar hemen her alanda spesifikleşmesi, bu alandaki yayınlardan sorumlu kişilerin yönetim düzeyinde daha fazla söz sahibi olmalarını zorunlu kılmıştır.
Yeni iletişim ortamının sağladığı başka bir avantaj da, yayın kuruluşlarına, farklı okuyucu ve izleyici profiline uygun kanallara sahip olma ve bu çerçevede yayın yapma olanağı sağlamasıdır. Birçok medya kuruluşu teknolojik olanaklar sayesinde spor, haber, kültür vb. alanlarda uzmanlaşmış farklı yayın kanallarına sahip olabilmekte ve ilgili alanlardaki ulusal ve uluslararası her türlü etkinliği izleyicileri ile paylaşabilmektedir.
Teknolojik gelişimin medya üzerindeki en önemli etkilerinden biri, yerel medyanın gücünü artırması ve bu sayede bölgeye yönelik her türlü değerin ulusal hatta uluslararası ölçekte erişilebilir hale getirmesidir. Klasik medyanın etkin olduğu dönemlerde genellikle merkezden taşraya doğru tek yönlü bir enformasyon akışı söz konusuydu ve bu da yerel ölçekli her türlü haber ve olayların ikinci plana itilmesine neden olmaktaydı. Merkezi bakış açısının ve ticari amaçlı kültürel değerlerin topluma kabul ettirilmesi yönündeki bu çabalar doğal olarak yerel değerlerin ikinci plana itilmesine neden olmuştur. Bu süreç günümüzde de daha güçlü ve baskın bir şekilde devam etmektedir. Ancak yeni medya ortamı bu gelişime dur diyemese bile, yerel değerlerin ve bakış açısının ulusal hatta uluslararası ölçekte erişilebilmesine olanak sağlamaktadır. İnternet ve uydu yayıncılığının birçok yerel medya kuruluşunu ulusal hatta uluslararası ölçekte erişilebilir kılması, aynı zamanda bölgesel ölçekli her türlü enformasyonu erişilebilir hale getirmiştir. Artık buradaki temel sorun teknolojik yetersizlikler hatta maddi olanaksızlıklar değil, bu bakış açısına sahip meslek insanlarının ve kurumsal yapıların henüz yeterince oluşturulamamış olmasıdır. Bu gelişim sağlandığı takdirde yerel her türlü değerin kamuoyunca paylaşılmasına olanak sağlayacağı gibi, aynı zamanda bölgesel sorunların kendi bakış açılarınca irdelenmesi ve kabul edilmesini de gündeme getirecektir.
İnternet medyacılığı ile birlikte interaktif kamuoyu oluşturma ve kullanıcı profilini saptama daha kolay hale gelmiştir. Bu sayede karşılıklı etkileşim ve interaktif yayıncılık ortaya çıkmıştır. Okuyucu ve/veya izleyiciler talep ve eleştirilerini daha etkin bir biçimde iletebilirlerken, yayın kuruluşları da kullanıcıların eleştirileri doğrultusunda yayınlarını daha fazla gözden geçirme olanağını elde etmiştir.
Yeni medya düzeninin sağladığı önemli avantajlardan biri de geçmişte olduğu gibi yayınlara eşzamanlı erişme zorunluluğunun ortadan kalkmasıdır. Özellikle internet ve teleteks yayıncılığı sayesinde okuyucu ve izleyicilerin herhangi bir haberi kaçırma ihtimali hemen hemen hiç bulunmamaktadır. Ayrıca bireyler, geçmişte hiçbir dönemde olmadığı kadar ülkenin ya da dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen bir olayı ve bunlarla ilgili değerlendirmeleri anında öğrenebilmektedirler. Üstelik bunu fazla bir çaba sarf etmeden gerçekleştirebilmektedirler.
Haberin niteliğini değiştiren internet, günümüzde medya çalışanının tanımını da değiştirmiştir. Medya çalışanı, özellikle yönetici konumunda olanlar, daha donanımlı olmak zorundadır. Sadece mesleki bilgi birikimi ile değil, teknolojik donanımı ile de karar süreçlerinde etkin bir şekilde katılmak ve çalışanları yönlendirme sorumluluğuna sahip olmalıdır. Diğer taraftan televizyonu, radyosu, gazetesi ve internet sitesi olan büyük medya grupları, elde etikleri her türlü enformasyonu bütün yayın kuruluşlarında kullanabilmektedirler. Böylece, her bir yayın kuruluşu için ayrı ayrı muhabir istihdam edilmesine çok fazla gereksinim kalmamaktadır. Böylece medya kuruluşları, tek bir muhabir tarafından sağlanılan her hangi bir haberi, bütün yayın kuruluşlarında yayınlayarak daha az insangücü istihdam etmektedir. Buna karşın, çalışanların emeklerinin aynı ölçüde karşılandığını söylemek pek olanaklı değildir.
Yukarıda belirttiğimiz bütün gelişmeler göstermektedir ki; yeni medya ortamı maliyetlerin düşürülmesinde önemli rol oynamakta, buna karşın performansı sürekli artırmaktadır. Teknolojik yöndeşme sayesinde, bütün medya ortak bir platformda izlenebilmekte ve her türlü doküman herhangi bir sınır tanımadan, bir ortamdan başka bir ortama elektronik olarak taşınabilmektedir.
Yeni Medya Düzeninin Dezavantajları
Yeni medya düzeninin en büyük dezavantajlarından biri çalışanlar üzerinde yarattığı baskıdır. İnternet ve uydu yayıncılığının gelişimi, enformasyonun iletimi ve erişiminde birçok yeni olanak sağlamış, bu da birçok kişi ve kuruluşun iş sahalarının daralmasına neden olmuştur. Özellikle tekelleşme ile birlikte ortaya çıkan yeni süreçte, gazete, radyo ve televizyon gibi birçok yayın aracına sahip medya kuruluşlarının, elde ettikleri enformasyonu bütün yayın kuruluşlarında kullanmaları, doğal olarak bu alanda çalışan meslek elemanlarının sayılarında düşüşe yol açmaktadır. Medya çalışanlarının karşılaştığı, belki de işsiz kalmadan daha tehlikeli olabilecek bir başka sorun da, hemen her şeye reyting ve izlenebilirlik kapsamında yaklaşılması ve meslek ilkelerinin göz ardı edilmesidir. Bu da meslek etiği kurallarının çoğu zaman yok sayılmasına ve “daha fazla izlenebilirliğin” temel ilke olarak ele alınmasına neden olmaktadır. Bir başka deyişle daha fazla izlenme, aynı zamanda daha fazla reklam ve kâr anlamına gelmekte, bu da ilkeli yayıncılığı ve meslek kimliğini ikinci plana itmektedir.
Medya kuruluşlarının toplum üzerindeki etkisinin gittikçe artması, ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren güçlü ve tekelci konumdaki diğer ticari ve sanayi kuruluşlarının ilgisinin medya üzerinde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu kuruluşlar, var olan medya kuruluşlarını satın alarak ya da yeni medya kuruluşları geliştirerek, bunu siyasi iktidarlar ve toplum üzerinde baskı unsuru olarak kullanmakta, haberlerin iletiminden bunlara yönelik her türlü değerlendirmelere kadar hemen herşey, büyük ölçüde, medya sahiplerinin çıkarlarını destekleyecek şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca yine bu kuruluşlar, diğer alanlardaki ürün ve hizmetlerinin reklâmlarını, sahip oldukları medya aracılığı ile yürütmekte ve gerektiğinde diğer rakip firmalara karşı haksız rekabet ortamları oluşturmaktadırlar. Bu gelişmeler, doğal olarak medyanın kendi amaç ve hedeflerinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Bununla birlikte kitle iletişim araçlarının, toplumsal gerçeklerden çok, ekonomik ve siyasal gücü elinde bulunduran medya sahiplerinin isteklerini yansıtan bir tavır içinde olması, medyanın geniş kitleler üzerindeki etki ve saygınlığını azaltmaktadır.
Yeni medya düzeni, her türlü enformasyonun erişim hızında ve miktarında daha önce hayal bile edilemeyecek düzeyde olanaklar sağlamış, ancak bir takım sorunları da beraberinde getirmiştir. Geçmiş dönemin yayıncılık anlayışında, kamuoyuna aktarılacak enformasyonun yazı ve/veya yayın kurulları tarafından gözden geçirilerek okuyucu ve/veya izleyiciye aktarılması temel ilke olarak belirlenmişken, günümüzde ise, ilk önce duyuran ve en hızlı olma anlayışı içerisinde hareket edilmektedir. Doğal olarak bu uygulamalar, eksik hatta çoğu zaman yanlış enformasyonun kamuoyuna aktarılmasına neden olmaktadır. Ayrıca bilişim teknolojilerinin, enformasyonun iletiminde sağladığı kolaylıklar sayesinde, bazı kişi ve kurumlar, olayları olduğu biçimden farklı biçimde, ya da manipüle ederek aktarmaktadır. Bütün bu gelişmeler, gerek internet ortamından gerekse medyadan gelişmeleri takip eden ve araştıran kişilerin, aynı olaylar hakkında farklı enformasyonla karşılaşmalarına ve hangisinin doğru olabileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu ortamda kişiler ya yanlış enformasyonu gerçek gibi kabul etmekte, ya da gerçeği öğrenmek için daha fazla çaba sarf etmektedirler.
Günümüz medya yapısının en önemli sorunlarından biri de, telif haklarının göz ardı edilmesi ya da kaynak gösterilmeden yayıncılık yapılmasıdır. Birçok medya kuruluşu, herhangi bir araştırma yapmadan ve muhabir göndermeden, ulusal ve uluslararası medya kuruluşlarını izleyerek haber toplamakta ve herhangi bir kaynak göstermeden bunu kendi araştırmasıymış gibi okuyucularına sunmaktadır. Hatta bazen aynı konuda farklı kaynaklar tarafından kamuoyuna iletilen haberler, yeniden değerlendirilerek özgün bir habermiş gibi okuyucuya aktarılmaktadır. Bir başka deyişle özgün olmayan, fakat internete bağımlı bir medya anlayışı gelişmeye başlamıştır. Bu da doğal olarak telif haklarının çiğnenmesine ve emeğe saygının göz ardı edilmesine, meslek ahlak ilkelerinin daha fazla tahrip olmasına neden olmaktadır (Bengi, 2002, ss-2-3.). Medya kuruluşlarının, herhangi bir çaba sarf etmeden haber toplamada elde ettiği bu fırsatlar, aynı zamanda güçlü ülkelerin enformasyonunun kamuoyuna aktarılmasına ve kendi ülkelerinin sorunlarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Medyanın kaynak göstermeden ve telif ücreti ödemeden yayın yapması, gelirlerini bu kaynaktan sağlayan haber ajanslarını zor durumda bırakmaktadır.
Yeni medya ortamının en büyük dezavantajlarından biri de, yerel kültürel değerleri erozyona uğratması ve bunun yerine tüketime dayalı kültürel algılayışı hâkim kılmasıdır. Sinema filmlerinden dizilere, magazin programlarından eğlence programlarına kadar birçok görsel program, bireylerin aile, toplum, okul vb. çevrelerden edinmiş oldukları her türlü değeri yok etmekte ve bunun yerine imaja ve markaya dayalı, tüketilmediğinde dışlanılan bir algılayışı hâkim kılmaktadır. Bir başka deyişle, medya bireyin kimliksel şekillenmesinde diğer toplumsal faktörlerin önüne geçmiştir. Bu da doğal tüketime dayalı algılayışı ön plana çıkarmaktadır.
Sonuç ve Öneriler
Bilişim, iletişim ve telekomünikasyon teknolojilerinin gelişiminin bir ürünü olan “yeni medya” veya “internet medyası”, yukarıda da değinildiği gibi, birçok avantaj ve dezavantajı bünyesinde barındırmaktadır. Gelinen noktada, avantajlardan yararlanarak birçok dezavantajın üstesinden gelme olanağı doğmuştur. Ancak güçlü sermaye olanaklarına sahip tekelci medya karşısında, yerel ve gücünü okuyucudan alan bağımsız medya kuruluşları, varlığını sürdürebilmeleri için hâlâ birçok sorunun üstesinden gelmek zorundadır.
Yerel medyanın çok daha az yatırımla, çok daha güçlü ve bağımsız bir gelişme gösterme olanağına sahip olması ve Dünya’nın her yanından erişilebilir konumda bulunması, bölgesel kültürel, düşünsel, sanatsal vb. değerlerin, ulusal ve uluslararası ölçekte “bir değer olarak” sunulabilmesi olanağını güçlendirmektedir. Yine aynı şekilde, yeni medya düzeni, yerel ve bölgesel haberlerin ilk kez kendi kaynağından bu kadar güçlü bir şekilde Dünya’ya duyurulabilmesine olanak sağlamaktadır. Yerel medya, bölgesindeki eğitim kurumlarında, sivil toplum örgütlerinde vb. mevcut nitelikli insanlardan yararlanarak, güçlü bir medya oluşturma fırsatı yakalamıştır. Bu aynı zamanda, yerel düzeydeki entelektüel birikimin ulusal hatta uluslararası ölçekte tanınmasını, görüş ve düşüncelerinin bilinmesine olanak sağlayacaktır.
Yeni iletişim düzeninde, medya kuruluşları daha fazla uzmanlaşmalı ve yayınlarını bu çerçevede yürütmeli, belirli bir okuyucu kitlesine hedef almalıdırlar. Basılı, görsel ve/veya elektronik olsun bilinçli medya izleyicileri, güncel haberlerin yanında, daha fazla yoruma ve araştırmaya dayalı bilgilerle ilgilenmektedir. Bu da belirli alanlarda uzmanlaşmış ve medya dışında çalışmalarını sürdüren uzmanlardan yararlanmayı daha fazla gerekli kılmaktadır. Nitekim güçlü medya kuruluşlarının haber, spor, kültür, eğlence vb. benzeri gibi birçok farklı yayın kuruluşlarına sahip olmaları veya bu yönde girişimde bulunmaları, önümüzdeki dönemlerde spesifik yayıncılığın artarak devam edeceğini göstermektedir.
Medyanın, toplumsal yaşamın bütün alanlarında güçlü bir baskı unsuru haline gelmesi, diğer alanlarda faaliyet gösteren ve daha önce bu yönde hiçbir etkinlik göstermeyen sermaye kuruluşlarının ilgisini bu alana çekmiştir. Bu gelişim medyanın kurallarının ve değerlerinin gittikçe aşınmasına neden olmakta, farklı yapılanmaları gündeme getirmektedir. Meslek kuruluşları başta olmak üzere, bütün çalışanların bu olumsuz gelişmelerin önüne geçmeleri ve etkin bir kamuoyu oluşturmaları gerekmektedir. Yoksa medya sektöründe, önümüzdeki süreçte belirleyici olan, meslek ilke ve değerleri değil, sermayenin gücü olacaktır. Gelişme ve uygulamalar bunu somut bir şekilde göstermektedir.
Yeni medya düzeninde, en fazla etkilenmesi gereken kurumların başında, eğitim kurumları gelmektedir. Toplumun bütün bireylerini neredeyse esir alacak düzeyde etkisi altına alan medya yayıncılığına karşı, bireyler bilinçlendirilmeli ve “bilinçli medya okuryazarlığı” kavramı, bütün eğitim kurumlarında güçlü bir şekilde ele alınmalıdır. Mesleki formasyonu sağlayan bütün eğitim kurumlarının ders programlarında, bilişim ve iletişim teknolojileri, bireyleri bu alanlarda yetkinleştirecek düzeyde yer almalıdır. Çünkü günümüz medyasını en fazla tanımlayan öğelerin başında teknoloji gelmektedir. Ancak “teknolojinin” bir araç olduğu ve temel ilkenin, meslek olduğu unutulmamalıdır.
Elektronik yayıncılığın gelişimi ile birlikte, “enformasyon” kavramının belirleyici olduğu hemen bütün alanlarda, “intihal” ve “telif hakları” en fazla kullanılan terimlerin başında gelmektedir. Çünkü, internet ve elektronik yayıncılığının, bilginin erişimi ve kullanımında sağladığı hız ve kolaylık, bireylere bunlardan istedikleri gibi yararlanma ortamı sağlamaktadır. Bundan dolayı da enformasyonu yaratan bireylerin hakları, çoğu zaman göz ardı edilmektedir. Medya ortamında bu tür uygulamaların en aza indirgenmesi için, meslek kuruluşlarının daha fazla çaba sarf etmesi ve bazı yaptırımlarda bulunması gerekmektedir.


Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Mehmet Toplu’nun 3 Mayıs 2008 tarihinde verdiği “Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi ve medyanın dönüşümü” konulu seminer.

BGC ÜYELERİNE, BURFAŞ TESİSLERİNDE ÖZEL İNDİRİM

Büyükşehir Belediyesi’nin şirketlerinden BURFAŞ ile Bursa Gazeteciler Cemiyeti arasında imzalanan protokol ... devamı

HAYAT GAZETESİ YÖNETİMİ BGC'Yİ ZİYARET ETTİ

Hayat Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Nazım Maral ve Genel Müdürü Erdal Şimşek, Bursa Gazeteciler Cemiyeti... devamı

KOLAYLI: Gazetecilik mesleği şantajcılardan arınmalı

Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı ve Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı, Bursa SKAL Kulüb... devamı

BGC futbol turnuvası finali nefes kesti

Büyükşehir Basın ile AS TV maçın normal süresini 3-3 berabere tamamladı. Uzatmalarda birer gol atılınca p... devamı

Medya Futbol Turnuvası başladı

Bursa Gazeteciler Cemiyeti tarafından Büyükşehir Belediyesi sponsorluğunda bu yıl üçüncüsü organize edil... devamı