KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE MEDYA

Bu sayfa 2009-12-04 15:46:57 tarihinde yayınlandı ve 5350 kez okundu.

Kültürel değerlerin paylaşım ve kullanım alanlarının genişlemesi ise elverişli iletişim ortamlarının varlığı ile ilişkilidir.

Basit bir ilişkilendirmeyle söylemek gerekirse insanların, yaşamlarını sürdürmek için yapıp ettikleri her şey onların kültürünü oluştururken, her düzeydeki ve biçimdeki paylaşımları veya etkileşimleri de iletişimi oluşturur. Bu basit tanımlamalara göre bakıldığında, iletişim ve kültür birbirlerinin bir yandan oluşturucu öğeleri, diğer yandan da yönlendirici, biçimlendirici, geliştirici ve dönüştürücü araçları olarak işlev görürler. Şöyle ki insanların ürettikleri değerlerin kültürel bir nitelik kazanabilmesi için yaygınlık kazanması ve insan toplulukları arasında ortak bir paylaşım alanı bulması gerekmektedir. Bu ise ancak iletişim yoluyla gerçekleşir. Buna göre insanlar arasında çeşitli biçimlerde ve çoğu zaman da birtakım araçlar yoluyla gerçekleştirilen iletişim sayesinde üretilen değerler geniş topluluklar arasında paylaşım ve kullanım olanağı bulur. Kültürel değerlerin paylaşım ve kullanım alanlarının genişlemesi ise elverişli iletişim ortamlarının varlığı ile ilişkilidir. Bu noktada akla kitle iletişim araçları gelmektedir.
Bu anlamda tarih içerisinde şöyle bir geriye doğru baktığımızda gördüğümüz şey sanayileşme, dolayısıyla da iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle kültürel süreçlerin işleyişi arasında ne denli yakın ilişki olduğudur. Şöyle ki, feodal ilişkilerin geçerli olduğu kapalı toplum yapılarının çözülme sürecine girmesi, dolayısıyla da modernleşme sürecinin hız kazanmasında kitle iletişim araçlarının ne denli etkili olduğu bilinmektedir. Baskı teknolojisindeki gelişmelerle birlikte çok daha kolay ve hızlı basılan gazete, dergi ve kitapların toplumun giderek daha geniş kesimlerine dağıtılması, buna bağlı olarak birtakım özgürlükçü fikirlerin yayılması, kapalı toplumdan açık toplum yapısına geçiş sürecinde önemli etkenlerden biri olarak değerlendirilebilir.
Öte yandan geleneksel toplum yapısından modern toplum yapısına geçilmesi, sanayileşme ve kentleşme sürecinde önemli bir noktaya gelinmesi, burjuva liberal düşüncesinin yaygın olarak benimsenmesi ve buna bağlı olarak da kapitalizmin gelişmesi kitle iletişim araçlarının biçimlenmesine de ortam hazırlamış. Böylece kitle iletişim araçları kapitalist sistem içerisinde yeniden biçimlenerek kapitalizmin kurallarına uygun bir yapıya bürünmüşlerdir.
Kapitalist sektör içerisinde yapılanan kitle iletişim araçları doğal olarak içerisinde var oldukları ilişkiler içinde üretilen kültürel değerleri yaymak, yerleştirmek ve pekiştirmek işlevini üstlenmişlerdir. İçerisinde yer aldıkları sistem kitle iletişim araçlarını, dolayısıyla da kitle iletişim kurumlarını ne denli beslerse, onlar da içinde varlık kazandıkları ve yaşamlarını sürdürdükleri sistemi aynı oranda beslerler. Bu karşılıklı beslenme ise daha çok kültürel ortamda gerçekleşir.
Kitle iletişim araçları tarafından kuşatılmış günümüz dünyasında ise işleyiş bunun çok daha ötesine geçmiş bulunmaktadır. Yaşamımızın her kesitini kuşatmış olan kitle iletişim araçları, bugün kültürü yalnızca yaymak ve yerleştirmekle kalmaz, onun üretimini de gerçekleştirme noktasına gelmiştir. Dolayısıyla günümüzde kültür ve iletişim arasındaki bu karşılıklı oluşturma ve besleme işleminin yerini kitle iletişim araçlarınca, ticari piyasa ortamında üretilen ve tüketime sunulan kültür ortamı almış bulunmaktadır.
O halde günümüz dünyasında kültür açısından düşünüldüğünde kitle iletişim araçlarının temel aktör haline geldikleri anlaşılmaktadır. Doğası gereği insanların, kendilerine ait çeşitli yaşam düzlemleri içerisinde ürettikleri kültürel değerler, bugün onlar için, başkaları tarafından başka ortamlarda üretilmekte ve onlara sunulmaktadır. Dolayısıyla da onların yaşamının dışında üretilen ve tüketime sunulan bu kültür dıştan dayatmalı, sentetik bir özelliğe sahip bulunmaktadır. Ticari kapitalizmin piyasa ortamında üretilen ve çoğunlukla da kitle iletişim araçları kanalıyla insanlara sunulan bu kültürün, onun alıcısı konumunda bulunan insanların ruh, duygu ve düşün dünyasını yansıtmak yerine başkalarının, onun üretim süreçlerine egemen olanların dünyasını yansıttığı bir gerçektir. Burada sorulması gereken asıl soru, söz konusu kültürel üretimi kimlerin, neden, hangi amaçla yaptıklarıdır.
Bu soru ışığında günümüz dünyasındaki işleyişe baktığımızda karşımıza iki önemli sektör çıkmakta. Biri kitle iletişim araçlarının işleyiş gösterdikleri iletişim sektörü, diğeri ise kültürel üretimin gerçekleştiği kültür endüstrisi yada kültür sektörü. Her ikisi de ticari kapitalizmin iki dev sektörü ve günümüz kapitalist dünyasının büyük oranda da açıkça görünmeyen, soyut kesitini ayakta tutmaktadır. Soyut kesiti diyoruz, çünkü gerek iletişim gerekse kültür belli ölçüde maddi değer olarak yansımakla birlikte, daha çok da ruh, duygu ve düşün dünyası içerisinde soyut değerler olarak üretilmekte ve tüketime sunulmaktadır. Asıl önemli ve tehlikeli olan da bu boyuttur. Çünkü üretim ve tüketim ortamında soyut biçimde varlık göstermeyen bu kesitin sınırlarının belirlenmesi, dolayısıyla da demetlenmesi oldukça zordur.
Kapitalizmin egemenlik alanının alabildiğine genişlediği günümüz dünyasında gerek kültür, gerekse iletişim sektörü sınırlarını uluslararası düzlemde genişletmiş ve küreselleşme sürecinin iki önemli kulvarı haline gelmiş bulunuyor. Nitekim küreselleşmenin düşünsel boyutunun yerleşiklik kazanması, küreselleşme içerisinde biçimlenen kültürel göstergelerin yaygınlık kazanması, küreselleşme bilincinin zihinlere yerleşmesinin temel zeminini kültür, yani piyasa ortamında oluşturulan adının başına bazen kitle, bazen de popüler nitelemesini koyduğumuz egemen kültür oluşturmaktadır. Söz konusu kültür ortamında oluşturulan göstergeler, değerler, bilinç biçimleri, tavır, tutum ve davranışlar ise kitle iletişim araçları yoluyla tüm dünyaya yayılmakta ve insanların tüketimine sunulmaktadır. Bu da kitle iletişim araçlarının rolünün ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Burada sorulması gereken bir diğer önemli soru ise söz konusu kültürel ortamdaki üretim ve tüketim faaliyetlerinin kimlerin öncülüğünde yada güdümünde gerçekleştiğidir. Bu sorunun yanıtı basit. Günümüz kapitalist dünyasına yön veren sermaye sahipleri bu yöndeki işleyişin de başını çekmektedirler. Nitekim günümüz egemen kültürü ne denli yaygınlık kazanır ve ne denli geniş kesimler tarafından kullanılırsa, kapitalizmin baş aktörleri de o denli kendi çıkar dünyalarını pekiştirir, kendi egemenliklerini yerleştirirler. Çünkü sistem onların sistemi, onların hizmetinde olan, onların çıkarlarına uygun bir işleyişe sahiptir ve zaten bütün kuralları ve kurumları onlar tarafından belirlenmiş bir niteliğe sahiptir. Aynı şekilde kitle iletişim araçları da yine aynı sermaye sahiplerinin elinde ve güdümünde bir işleyiş göstermektedir. Burada Marx’ı anımsayarak söylemek gerekirse üretim araçlarına kim sahipse üretim ilişkilerini o belirler, dolayısıyla üretilen değerleri yine o kontrol eder. Günümüz kapitalist sisteminde de ilişkiler bu biçimde sürdürülmektedir. Gerek kültür endüstrisi gerekse kitle iletişim endüstrisi ortamında gerçekleştirilen her tür üretim patronların denetiminde, ortaya konulan her tür değer de onların hizmetindedir.
O halde kitle iletişim araçlarının kültürel işlevlerine baktığımızda, özellikle günümüz dünyasındaki mevcut işleyiş açısından durum son derece açık. Kültür endüstrisi ortamında üretilen, insanların, kendi gerçek yaşamları içerisinde yeri olmayan birtakım kültürel ürünler, büyük sermaye sahiplerinin mülkiyetindeki kitle iletişim araçlarının aktarım ve sunum alanında insanlarla buluşmakta ve onların yaşamına aktarılmaktadır.
Batı kapitalizminin güdümünde sürdürülen günümüz küreselleşme ortamında ise söz konusu kültürel üretim ve aktarım süreci insanların, içerisinde yaşadıkları kendi gerçek dünyalarının ve kendilerine özgü yaşamların tümüyle uzağında, olabildiğince dışında kalmaktadır. Kapitalist ülkelerin güdümünde bulunan ikinci ve üçüncü dünya ülkelerini bu açıdan ele aldığımızda durum son derece açık biçimde karşımıza çıkmaktadır. Gerek ekonomik gerekse teknolojik olarak gelişimlerini henüz tamamlayamamış, dolayısıyla da dışa bağımlı bu ülkeler bir yandan kültürel açıdan batılı ülkelerin bombardımanına maruz kalkmakta, diğer yandan da kitle iletişim kurumları açısından dış etkilere tümüyle açık bulunmaktadırlar. Kitle iletişim araçlarının işleyişi için gerekli içeriği kendileri oluşturmak yerine dışarıdan, yani batılı ülkelerden her tür program alımını yapan ikinci ve üçüncü dünya ülkeleri, dolayısıyla kültürel ürün ve değerleri de dışarıdan satın almaktadırlar. Ticari kapitalizmin endüstri ortamında üretilen kültürel ürün ve değerleri alarak, genelde de kitle iletişim araçlarının aktarım ve sunum ortamında kendi toplumlarına empoze eden ikinci ve üçüncü dünya toplumlarında, batının ticari ve de sentetik kültürel öğelerinin istilasına uğrayan geleneksel kültürel ortamlar zaman içerisinde özgünlüklerini yitirmekte ve yapısal dönüşüme uğrayarak başka bir şey olmaktadırlar.
1978 yılında UNESCO bünyesinde hazırlanan bir raporda da bu konulara dikkat çekilmekteydi. Mcbride Raporu olarak iletişim literatürüne geçen bu raporda dünyanın tek yanlı bir iletişim ortamıyla karşı karşıya olduğu, bunun da çoksesli bir dünyanın oluşması yönünde önemli bir engel oluşturduğuna dikkat çekiliyordu. Teksesli bir dünyaya doğru giden bu gidişin engellenmesi için de birtakım öneriler yapılmaktaydı. Buna göre teknolojik açıdan geri durumda olan ve kendi kitle iletişim endüstrilerini oluşturmakta zorlanan ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine batılı ülkelerce teknik destek verilmesi, ancak kitle iletişim araçlarının içeriğinin oluşturulmasında yerel öğelerin ve değerlerin ağırlıklı kullanılması önerilmekteydi. Diğer yandan ikinci ve üçüncü dünya ülkelerinin toplumlarına, kendi yerel kültürel öğelerini ve değerlerini batılı ülkelere aktarmaları için gerekli alanların yaratılması, olanakların verilmesi de öneri olarak sunulmaktaydı. Aksi takdirde teknolojinin yanında içeriksel aktarımın da aynı biçimde sürdürülmesi durumunda gelecekte çoksesli bir dünyadan söz edilemeyeceği yönündeki tehlikenin pek de uzak olmadığı vurgulanmıştır.
Söz konusu raporun üzerinden otuz yıl geçmesine karşın bugün gelinen noktaya bakıldığında durumun gerçekten vahim olduğu görülmektedir. Bırakalım diğer ülkeleri, yalnızca Türkiye’deki duruma bakıldığında bile, bugün söz konusu tehlikenin tam da içerisinde yer aldığımız açık bir gerçek. Yüzlerce televizyon kanalı ve bir o kadar da gazete ve derginin kitle iletişim sektöründe aktif olduğu günümüz Türkiye’sinde özgünlükten söz etmek olanaksızdır. Maliyeti düşürsün diye düşük fiyatlarla dışarıdan alınan kalitesiz programlar ya da taklitleriyle doldurulan kitle iletişim araçlarının toplum için nasıl bir kültürel hizmet yaptığını sormak bile anlamsız hale gelmiştir.
Diğer yandan görünüşte çok sayıda olmakla birlikte birkaç patronun mülkiyet alanında faaliyet gösteren kitle iletişim araçlarının yayın politikalarına bakıldığında sahibinin sesinden başka bir şey yansıtmadığı görülmektedir. Hatta bunun da ötesinde medya patronlarının ilişki ağları, bağlantılı oldukları siyasi çevreler ve onlarla kurdukları çıkar ilişkileri günümüz Türkiye’sinde medyanın içeriğini belirleyen başat etkenler olarak dikkati çekmektedir. Bu da medyayı ya da kitle iletişim araçlarını, asıl misyonları olan halkı aydınlatma, bilgilendirme işlevinden uzaklaştırmakta, patronun sesi, patronun çıkarları, patronun ilişkileri içerisine sürüklemektedir. Belli iş ve siyaset çevreleriyle ilişkilenen medyanın haber ve bilgi kaynakları da bu ilişkiler içerisinde biçimlenmekte. Dolayısıyla bazı medya şirketleri için bazı haber ve bilgi kaynaklarına ulaşmak çok daha kolay olurken, diğer bazıları için bu yöndeki ulaşım olanaksız hale gelebilmektedir. Bütün bu ilişkiler de kitle iletişim araçlarının asıl misyonlarını yapmak yerine, işleyişlerini, kendilerine belirlenen özel misyon alanları içerisinde sürdürmeleri durumunu gündeme getirmektedir. Buradan hareketle söylemek gerekirse bu sınırlılıklar, medyanın misyonunun yeni koşullar içerisinde yeniden belirlenmesi vb. durumlar medyanın kültürel işlevlerini de etkilemektedir. Buna göre günümüzde kitle iletişim araçları insanların, kendi kültürel gelişimlerini kendi özgün koşullarında sürdürmeleri için onlara katkı sağlamak yerine, onları kendi özgün kültürel ortamlarından uzaklaştırarak yapay kültürel ortamlara çekmek, dıştan dayatma birtakım kültürel değer ve öğelerle donatmak, dolayısıyla da yabancılaştırmak gibi bir işlev üstlenmiş bulunmaktadırlar.
Bu olumsuz gidişi engellemek için öncelikle yapılması gereken şey kitle iletişim araçlarının içeriğini oluştururken özgün kültürel kodları dikkate almak, yerel ve geleneksel kültürel öğelerden yararlanmaktır. Diğer yandan kitle iletişim araçlarının içeriği oluşturulurken medya patronlarının istekleri değil, toplumun, halkın gereksinimleri dikkate alınmalıdır. Bu arada elbette dışa kapalı bir sürece girilmesi önerilemez. Ancak dışarıdan alınacak malzemenin yerel malzemeyle yoğrulması ve özgün bir senteze dönüştürülerek halka verilmesi önerilebilir. Bu toplumda işlerlik gösteren medyanın, öncelikle bu toplumun sorunlarına, koşullarına, ruh, duygu ve düşün dünyasına duyarlı olması gereği unutulmamalı ve buna göre bir yayın politikası oluşturulmalıdır. İnsanlar kitle iletişim araçları dünyasında öncelikle kendilerini, kendilerine ait bir şeyler görebilmelidirler. Kitle iletişim sektörü var olabilmek, yaşamını sürdürebilmek için elbetteki kazanç elde etmelidir, ancak onu kapitalizmin diğer sektörlerinden farklılaştıran temel noktanın kamusal sorumluluk olduğu asla göz ardı edilmemelidir.

Bilgi: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazife Güngör’ün 7 Haziran 2008 tarihinde verdiği “kültürel yozlaşma ve medya” konulu seminer.

Marmara Bayram okurlarıyla buluşacak

BGC Marmara Bayram’ın ana teması, “Bursa’nın tarihi mirası” olarak belirlendi. devamı

Yusuf Kotaman’ı kaybettik

BGC üyesi Yusuf Kotaman, tedavi gördüğü Çekirge Devlet Hastanesinde yaşamını yitirdi. devamı

Kolaylı: Medya özgür olmalı

Kolaylı, 24 Temmuz Basın Dayanışma Günü nedeniyle açıklama yaparak basın özgürlüğünün önemine dikka... devamı

BGC'LİLER İFTARDA BULUŞTU

Her yıl geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeği, gazetecileri ve ailelerini buluşturdu. devamı

Marmara Bayram’ın konusu “Bursa’da kentsel dönüşüm”

Ramazan Bayramı’nın ilk günü yayınlanacak olan Marmara Bayram Gazetesi’nde ana konu olarak “Bursa’da k... devamı